<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647</id><updated>2012-02-16T21:14:49.976+02:00</updated><category term='zaman'/><category term='süleyman'/><category term='kafa'/><category term='küf'/><category term='alt'/><category term='Kainat'/><category term='crooked'/><category term='new'/><category term='nefret'/><category term='güneş'/><category term='bilinç'/><category term='hüzün'/><category term='kutup'/><category term='Etiketlemekten'/><category term='kanlı'/><category term='balgam'/><category term='silinmek'/><category term='sinek'/><category term='yok olmak'/><category term='fang'/><category term='bir kaç milyon yıl'/><category term='rutubet'/><category term='bipolar'/><category term='cüce'/><category term='them'/><category term='katastrofi'/><category term='Unutmak'/><category term='birkaç milyar yıl'/><category term='değişik'/><category term='yağmur'/><category term='banka'/><category term='savaş'/><category term='sultan'/><category term='gökyüzü'/><category term='çok değişik'/><category term='Yıkım'/><category term='yumruk'/><category term='vultures'/><category term='Efendisi'/><category term='kaplumbağa'/><category term='Astral'/><category term='Arabalar'/><category term='selamet'/><category term='akıl'/><category term='salgın'/><category term='Düşüş'/><category term='plankton'/><category term='yürüyen merdiven'/><category term='nükleotid'/><category term='rambursman'/><category term='ediyorum'/><category term='kornea'/><category term='endüksiyon problemi'/><category term='öyle böyle değil'/><category term='asit'/><category term='ölüm'/><category term='duvar'/><category term='pişmanlık'/><category term='birkaç milyon yıl'/><category term='yırtmak'/><category term='sinir harbi'/><title type='text'>Esteban'ın Kayıp Maarif Takvimi</title><subtitle type='html'>Kayıtlı bir tanım yok. Hiç olmadı zaten...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>50</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-7301081627341391570</id><published>2011-10-11T15:17:00.007+03:00</published><updated>2011-10-11T16:41:52.684+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ediyorum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Etiketlemekten'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefret'/><title type='text'>Eşlikçi</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-tpb5jbHOR2E/TpQy3LJAXZI/AAAAAAAAACw/7rg0hzGj-f0/s1600/grim-reaper-takingourkids.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="304" src="http://3.bp.blogspot.com/-tpb5jbHOR2E/TpQy3LJAXZI/AAAAAAAAACw/7rg0hzGj-f0/s400/grim-reaper-takingourkids.jpg" width="220" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Önümüze dair hiç bir şeyi kestiremediğimiz bu günlerde, yarı açık cezaevi formatına bürünmüş ölü canlar gibiyiz. Kanımız iyi kapanmamış musluk hortumundan akar gibi, fayans yüzeyde bir göl oluşturmaya devam ederken, biz kendimizden başka herkesi öldürmüş olmanın hüznüyle birbirimize gülümsüyoruz. Oksimoronun tanımını genleştiriyoruz, ironinin dibine vurup tavını görüyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Artık sana dair hiç bir şey kalmadığını düşünerek seni orada bırakıyorum. Bu şehrin karanlık atmosferi anne şefkatiyle beni kucaklıyor, bir baba gibi sırtımı sıvazlıyor. Üçüne de ellerimle sebep olduğum yıkımın yıkımının yıkımını yaşıyorum. Merdivenleri inerken ayağım kayıyor, ayak bileğim burkulurken acı sol bacağımı bir anda ısıtıyor. Hüznümü bile havalı yaşayamadığımı anlayıp kendime sövüyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Sahile gelmişim, elimde bir torba... İçinde iki, bilemedin üç bira... Bütün o elit tavrımı bir kenarı bırakıp üst seviye apaçiymişcesine, profilden slash ( / ) pozisyonunda, göğüs önde bacaklar arkada, hominid-sürüngen karışımı bir tavırla sahildeki banklara yürüyorum. Oturur oturmaz arkamda bir fren çığlığı ve ardından metalin betonla halvetinin acı sesini duyuyorum. Sol arkamdan havalanan motorsikleti görüyorum. 10 metre ötemde bir adam yerden 3 metre yukarıda, bir kaç saniye sonra yolun sonundaki açıklığa kavuşmak üzere son uçuşunu gerçekleştiriyor. &lt;/span&gt; &lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Bir yandan hızla aramızdaki mesafeyi hesaplamaya çalışıyor kafam... (10²+3²=x² =&amp;gt; x=10,44 metre)&amp;nbsp;&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Aklıma İkarus geliyor. Balmumu kanatları olmasa da, gözlerinde İkarus'un yansımasını, aynı sarhoşluk sonrası ayılma hissini ve aynı korkuyu görebileceğimi biliyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Adam yerle buluşuyor. Düşüş şeklinden kafatasının içeriye çöktüğünü tahmin ediyorum. Boyun kemiği çarpmanın şiddetiyle Wing Tsun'cu dizine maruz kalmış süpürge sapı gibi kırılıyor. Elimdeki bira kutusunu atıp adama doğru koşmaya başlıyorum. Önce kafasını görüyorum. Gökyüzüne bakıyor, kanlar içindeki yüzündeki gözleri devrilmiş. Vücudu seyiriyor. Eline dokunduğunda dünyayı onun gözünden görüyorum. Bütün çevresinin yavaş yavaş kadrajından çıktığını görebiliyorum. Bu hissi ne kadar özlediğimi farkediyorum. Birini son yolculuğuna taşımayalı 34 yıl olmuş. 34 yıl boyunca neden durduğumu hatırlamaya çalışıyorum. Sonra O'ndan gelen emri hatırlıyorum fakat durduramıyorum kendimi...&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Bir saniye sonra kendimi büyük avluda buluyorum. Bütün yolculukların başladığı ve daima şekilleneceği yerde... Çocuk ve ben... Bana boş gözlerle bakıyor, ne olduğunu anlamak istiyor. Beni takip etmesini söylüyorum. Çaresiz geliyor. Doğu kapısına doğru yürüyorum fakat bir anda kapının önünde duvarlar yükselmeye başlıyor. "Nasıl zamanı gelmez, ölüyor bu çocuk..." diyorum kendi kendime... Yakın diye, güney kapısına seyirtiyorum. Çocuk anlamsız gözlerle peşimde, onu diğer diyara taşıyacağımdan habersiz, onu kurtaracağım ümidiyle peşimden geliyor. İtirazım yok zira aradığım huzuru bulabilmek için ona huzur buldurmam gerekiyor. Güney kapısına 100 metre kala dev metal plakalar büyük bir gürültüyle kapının önünde yükseliyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Batı kapısına koşmaya başlarken çocuğun koşmayı bıraktığını farkediyorum. Arkamı dönüp gelmesini söylüyorum. Ayakta sara nöbeti geçirirmişcesine sallanıyor çocuk... İyiye işaret değil... Tam bu sırada bulunduğumuz arafın göğü kızarıyor. Çocuğun vaktinin gelmediğini ve O'nun benim araya girdiğimi anladığını farkediyorum. Kesif bir tarçın kokusu duyuyorum. Ardından sol omzumda bir baskı hissediyorum.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;"Abi sen iyi misin?" diyor biri... En fazla 15 saniye geçmiş. Toparlanıyorum. Başım dönüyor. Ellerime çocuğun kanı bulaşmış. "İyiyim" diyorum adama... 3 - 4 dakika sonra bir ambulans geliyor. Çocuğa boyunluk takıp sedyeyle ambulansa taşıyorlar. Giderken hâlâ hayatta olduğunu biliyorum. Bana olan inadından O'nun çocuğu hayatta tutacağını da biliyorum. Polisin insanlarla konuştuğunu görünce hafif hafif oradan uzaklaşıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Banka doğru yaklaşıyor, torbadan bir bira kapıp kalabalığın aksi yönünde yürümeye başlıyorum. Bu arada aklıma sen düşüyorsun. Ölümsüz hayatıma soktuğum her ölümlü, sonlu/sonsuz yolculuğuma yeni bağımlılıklar ve yeni düşmanlar katıyor ve ben (artık) bundan emin bir şekilde yeni çatışmalarımın gölgesine kamp kuruyorum. Bin yıl yaşasa da insanın hata yapma yetisini asla kaybetmeyeceğinden emin oluyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-7301081627341391570?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/7301081627341391570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=7301081627341391570' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/7301081627341391570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/7301081627341391570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2011/10/eslikci.html' title='Eşlikçi'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-tpb5jbHOR2E/TpQy3LJAXZI/AAAAAAAAACw/7rg0hzGj-f0/s72-c/grim-reaper-takingourkids.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-3520620283090535771</id><published>2011-05-30T03:40:00.002+03:00</published><updated>2011-05-30T03:43:45.068+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Efendisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kornea'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='birkaç milyar yıl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nükleotid'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='duvar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cüce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='birkaç milyon yıl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kainat'/><title type='text'>Cüce, Kornea ve Duvar</title><content type='html'>&lt;img border="0" height="220" width="220" src="http://www.cellinifinegifts.com/glasseyeimages/celestial_icedwarf.jpg" align="left" /&gt;Yapıyoruz bazı mallıklar, oluyor öyle... Kafamızı parçalamak istediğimiz oluyor. Ortodoks bir duruşumuz oluyor hayata karşı, oysa katolik bir duruşumuz olması da pek bir şeyi değiştirmiyor. Her iki koşulda da sınırlar belli... Protesto mu edelim? Ayıp?! Kanıtlanmamış ama kanıksanmış gerçekliklere (?!) pek dokunmasak daha iyi bence... Teşekkürler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela şu an önümdeki duvarın varlığı gözümün önündeyse, dokunsam parmak uçlarımda hissedebileceksem buz gibi betonu, ben de bir gün mensubu olduğum inanışı öyle hissetmek istiyorum. Taş gibi doğruları olan, birilerinin yaşadıkları nedeniyle ortaya çıkmamış, birilerinin yaşantısının izlerini bize doğru olarak kabul ettirmeyecek bir inanış olsun ve biz de onun izinden gidelim. Bu inanış insanda olsun ama insana bir insan kanalıyla indirgenmesin istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Evrenin Sahibi, Kainatın Efendisi, itiraf et! Bütün evren, garip yaradılışlı bir cücenin kornea hücresindeki DNA'nın sol üst köşesinde yer alıyor ve hepimiz kocaman bir nükleotid içinde dönen minicik bir parçacığın üzerindeyiz. Bütün o yeşil tarlalar, denizler, yıldızlar, süper novalar ve süper olmayan diğer her şey, hepimiz o cüceyle birlikte yok olacağız değil mi? Evren sürekli büyüyor çünkü cüce yavaş yavaş büyüyor değil mi? Ergenlik sivilceleri çıkmaya başladı değil mi? İtiraf et! Birkaç milyar yıl sonra yavaşça küçülmeye başlayacağız değil mi? En sonunda bütün evren kuruyan bir üzüm gibi içe çökmeye başlayacak, gezegenler birbirine girecek ve hepimiz bir katarakt ameliyatı sonucu hastanenin atık deposunu boylayacağız değil mi? İtiraf etsene! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Kainatın Efendisi, ben burada itirafını bekliyor olacağım. Beni arayacak olursan, ben daima duvarın karşısındayım. Bir yere gittiğim yok. Her şey pek bir aynı nedense... Bir süre de böyle kalacak. Ben ömrümü doldurmadan gelirsen sevinirim. Sonrasında gelirsen de sevinirim sanırım... Baksana, bir cücenin kornea hücresindeki nükleotidin ufacık bir parçacığının üzerinde, kendim gibi 6,5 milyar yaratıkla ömrümü sürdürmeye çalışıyorum. Ben seni gördüğüme her şekilde sevinirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşürüz. Umarım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-3520620283090535771?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/3520620283090535771/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=3520620283090535771' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/3520620283090535771'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/3520620283090535771'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2011/05/yapyoruz-baz-mallklar-oluyor-oyle.html' title='Cüce, Kornea ve Duvar'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-6785299615969738429</id><published>2011-05-23T03:31:00.000+03:00</published><updated>2011-05-23T03:31:31.205+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='savaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='plankton'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yürüyen merdiven'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinir harbi'/><title type='text'>Yürüyen Merdivenler ve Planktonlar</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="480" width="480" src="http://images4.cpcache.com/product/25084244v1_480x480_Front.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tanrı kompleksi günümüzde bir çok insanın yaşadığı bir yanılsama olsa da, gece gece, iç ezilmesi ve hayal kırıklıklarıyla bir araya harmanlanınca, toz olup tözde yitiyor. Elde bir avuç saçmalık, yıkılan bir gurur, ayaklar altına alınmış bir benlik kalıyor sadece... "Canım, tebrik ederim." çekiyorsun kendine... Bundan sonra ya kaldığın yerden (ki burası dibe yakın bir yerler oluyor) duvara tırmanmaya devam ediyorsun ya da kaybettiklerine dövünüyorsun. Dövünürken kaybettiğin zaman seni daha aşağıya sürüklüyor, vs. vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, tutamadığım bir çenem ve kısa süreli sinir sınavlarım var. Bunlar, birlikte yaşamak zorunda olduğum genetik faktörlerden öte değiller. Üstelik önemsemediğim insanlarla birlikteyken (ki bu etrafımdaki insanların bir kısmını pek önemsediğim söylenemez. O zaman niye onlarla berabersin diye soracaksan, sorma, bu konu derin?!(Cızzzt, yalan?! Hepiniz gibi yalnız kalmaktan korkuyorum ve boş sohbetle kafamı dağıtıyorum. Ayrıca o insanların da beni önemsediğini sanmıyorum. Konu gayet sığ yani?!)) takındığım 7 yüzüm bu tip çıkışlarıma engel oluyorlar. Evet, beni samimi bulanınız varsa şimdi, şurada açıklıyorum: Çoğunuza çevirdiğim samimiyet dalavereleri mongol olup olmadığınıza dair kendimi ikna etmeye yönelik çabam... Mongolsanız hayat ikimiz için de ayrı kulvarlarda devam ediyor, değilseniz çoğunlukla ayrı kulvarlarda koşuyoruz ama arada kesiştiğimiz oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha, bazı zamanlar var ki, birilerini hayatıma sokmak istiyorum. İşte o zamanlarda genellikle hayatıma sol bacak sokuyorum. Nasıl mı? Anlatacağım, az bekle!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukken uysal biri olup da arsız çocuk egosu geç gelişen bireylerin yaşadığı bir süreç bu... Çevrenin de baskısıyla yaratılmış esrik Tanrı kompleksi... Ayakları yere basmayan ama burnunun ucunu görmeyen, yarım akıllılığa yolculuğun giriş biletiymiş gibi davranan, temelsiz bir halet-i ruhiye... Üstelik bir çoğunun buna çanak tutup gerçekten buna, kompleksi yaşayan karakter kadar inanması da cabası... Ne çok üç nokta kullandım. Dışarıda ben, kendim olamazken bu oluyorum. "Canım, tebrik ederim." dediğinizi duyar gibiyim. Temelsiz olduğunu bilenler oluyor, inananlar oluyor, çok da umrumda değil açıkçası, sonrasında oyunun kurallarını belirlemek benim elimde olduğundan dolayı hayat bana güzel... Bugüne kadar elde etmek istediğim her şeyi elde etmeme yol açtığı sürece çok da fifi... Savaşta her yol mübah ve hayat bir savaş baylar, bayanlar... Bilmiyorsanız, ayıktırayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netekim, gün geliyor, kendimi hayatımda olmasını istediğim biriyle konuşurken buluyorum. Anlamam çok uzun sürmüyor, "Evet lan?!" diyorum, "Bu, olur bu?!" diye kendimi ikna ediyorum. İnanın, bu o kadar uzun zaman almıyor. Ha bu insanı test etmiyor muyum? Bittabii ama genellikle herkesi ikna edebildiğim gibi kendimi de o kadar güzel ikna etmiş oluyorum ki, aptallıklarını falan görmezlikten geliyorum. Gel gelelim, burada şöyle bir sorun ortaya çıkıyor: Bu insanı istediğimden dolayı olduğum gibi davranmaya başlıyorum, kontrolsüz, duvarsız... Konu o insan olunca onunla olabilmek için elimden geleni ardıma koymuyorum. Plan dışı kaybetmelerden korkuyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla birlikte şöyle bir sorun da beleriveriyor (Evet, sorun sorunu doğuruyor. Oysa elini tutan yok, ıkınmıyor bile...): Aklıma gelen her şeyi söyleyiveriyorum. Sinirimi bir anda kusuyorum, paniğimi ölçüsüzce yaşıyorum, kıskançlığımın dibine vuruyorum, ona zarar verecek bir olayın ihtimali bile benim tepemi attırmaya yetiyor. Tepem atıyor, çeneme vuruyor ve bu tip olaylar, bugüne kadar hiç başıma gelmemiş olsa da, (Evet, ilk defa bugün başıma geldi.) o insanı kaybetmeme yol açıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzlerce insan tanıyorsun, onlardan bir kaçını hayatına sokmuşsun, hayatına soktuklarına bir yenisini eklemek istiyorsun ve bu fırsatı kaçırıyorsun, düşünsene? Dünya senin de başına yıkılmaz mıydı? Başkalarına yaşattığın yapay Tanrı kompleksi çöküyor, kendini besin zincirinin en altındaki canlıya (ki o canlının yeri nerden baktığına bağlı olarak değişiyor fakat en büyük inanış kendisinin plankton olduğu yönünde) aşağıdan el sallarken bulursun. Ben şu an kendimi orada görüyorum. Hatalı olduğumu bilmek bir şeyi değiştirecek olsa eyvallah ama değiştirmiyor. Bu durumda yukarıdaki tezime karşıma iki seçenek çıkıyor: Tırmanmaya devam etmek ya da kaybettiklerime dövünmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine aynı döngüyü mü yaşayacağım? Elimdeki seçenekler bunlar diye yine bildiğim yolların birinden mi yürüyeceğim? "Korkma bebeğim, hepsinin sonu aaaay aaaay aaaynı!" diyeni sopayla kovalarım?! Hani Tanrı kompleksi, ot, bok, mercimek falandı. Eğer gerçekten öyleyse oyunun kurallarını yeniden yazmak istiyorum: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu insanı hayatımda istiyorum. O yüzden elimden ne geliyorsa yapacağım, isterse yeni bir dünya yaratacağım. İsterse karadeliklerden kulağıma küpe edeceğim hatalarımı... Bu karadelikler beni yutsalar bile bana ihtiyacı olduğunda uzay-zamanı yırtıp onun için orada olacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kendimi biliyorum. Yapmak istediği zaman yapan ama genellikle canı bir şey yapmak istemeyen göt herifin tekiyim. Eğer yukarıdaki ikisinden başka bir yol varsa, ben o yürüyen merdivenden çıkarken planktona selam çakıp onu çok gerilerde bırakacağım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-6785299615969738429?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/6785299615969738429/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=6785299615969738429' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/6785299615969738429'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/6785299615969738429'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2011/05/yuruyen-merdivenler-ve-planktonlar.html' title='Yürüyen Merdivenler ve Planktonlar'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-29060534002460419</id><published>2011-04-27T03:14:00.002+03:00</published><updated>2011-04-27T03:16:31.864+03:00</updated><title type='text'>Eski Bir Merhaba</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://dark.pozadia.org/images/wallpapers/Family%20Death%20Tree-704037.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="375" width="500" src="http://dark.pozadia.org/images/wallpapers/Family%20Death%20Tree-704037.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Selam Julée,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşmeyeli çok oldu mu? Seni en son çok uzun zaman önce, çok uzak bir galakside görmüşüm gibi geliyor bana... Bu söz niye bu kadar tanıdık geldi şimdi, bilmiyorum. Sanırım yine geçmişimle ilgili saçma parçalardan biri... Beni merak etmişsindir diye bu satırları yazıyorum ve çok güzel bir yere saklayacağım ki kimseler görmesin, sen nasıl olsa nerede bulacağını bilirsin. Uzun süredir bu sarı duvarlı kaledeyim. Burası çok güzel, geniş bir bahçem ve gün boyu beni uyuşturan tatlı hemşirelerim var. Hemşirelerden biri bana seni hatırlatıyor. Eskiye dair her şeyi unutmama rağmen seni unutmamamın tek nedeni belki o kızcağız... Kızıl kıvırcık saçları var, benimle genelde o ilgileniyor. Çok tatlı biri, hemşireler genel olarak öyle ama nedense buradakiler onları pek sevmiyor, bir kısmıysa onlardan ölesiye korkuyor. Nedenini anlayamıyorum, üzerine de pek düşünmüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten buraya geldim geleli ölesiye bencilleştim. Seni tanımadan önce olduğum gibi... Bir tek kendimi düşünüyorum. Bazen diğer koğuştaki çocuklarla sohbet ediyoruz. Bir kısmı sahip olduklarından, bir kısmıysa sahip olamadıklarından dolayı bu binada kalıyorlar. Nedense her iki kategoriye de girdiğimi düşünmüyorum. Hiç bir şeye sahip değilim, daha önce de bir şeylere sahip olduğumu düşündüm desem, büyük bir yalan söylemiş olurum fakat aynı zamanda kendimle yine başbaşayım, kendimin sahibiyim. Evet, arada sırada kendimden geçtiğim oluyor ama dedim ya, hemen hemşirem geliyor ve iğnemi yapıyor. Damarlarım yanarken kendimi alyuvarlarımın arasından çıkarıyorum. Küçük iğne deliğinden çıkıp tüm bedenimi sarıyor -aslında hep benimle olması gereken- benliğim... Ben, yine ben oluyorum. Bildiğin ben... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezmekten ve uyuşmaktan vakit buldukça seni düşünüyorum. İskeleyi, çocuk parkını ve yağmurlu ilkbahar ikindilerini... Seni özlüyorum Jul, hem de çok özlüyorum. Sen gittiğinden (ayrıldığından ya da çekildiğinden) bu yana tek yaptığım bu... Saçlarını özlüyorum, kokunu özlüyorum, sesini özlüyorum. Kahretsin, aklıma her geldiğin an.. her geldiğin an ben.. ben ağlamaya başlıyorum. Tanrı biliyor ya, elime fırsat verseler, yanına geleceğim ama bildiklerinden ötürü bana fazla görüyorlar bunu... Gelmemi istemiyorlar. Senin de istemeyeceğini biliyorum ama burada yapayalnız kalmak bana bu katlanılmaz acıdan başka hiç bir şey vermiyor. Vakit buldukça Tanrı'ya dua ediyorum, beni yanına alsın diye... O ise sadece devam etmemi istiyor. Sadece toparlanıp buradan çıkmamı... Ama ben... Ben yapamıyorum Jul... Yapamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyaya gözlerimi açmaya korktuğum günler oluyor burada... O günlerde aklıma bir tek şey geliyor, seni kaybettiğim o lanet gün... Aslında ne güzel başlamıştı, yine bir ilkbahar günüydü. Badem ağaçlarının çiçeklerini hatırlıyorum. Ve sen... Yine çok güzeldin. Arabaya bindik. Üvey kardeşine gideceğimizi hatırlıyorum. Tam bir aile olarak gidecektik, ilk kez... Karnında çocuğumuz, sen ve ben... Direksiyonun başında o kadar güzeldin ki... Haftasonuydu, çok iyi hatırlıyorum. Sen haftasonları sürmeye bayılırdın, ben de ses etmezdim hiç... Ana yola çıktık, denizi izlediğimizi hatırlıyorum. Sonra... Sonra o kamyon geldi. Bariyerleri hatırlıyorum, havada uçuşan yüzlerce metal parçası... Yıkarak geldi bariyerleri, o sırada tek yıktığı bariyerler de değildi üstelik... Hayatımı yıktı Jul, hayatımı sonsuza dek yıktı. O kamyon orada iki can almadı, o kamyon orada üç can aldı. Sen en başından beri yaptığın gibi yine bencilce, yine kendi hayatını hiç düşünmeden, sadece beni kurtarabilmek için kamyonun altına girmeyi göze aldın. Her zaman yaptığın gibi, hep ben vardı hayatında değerli... Sen benim için ne kadar değerli olduğunu biliyor muydun ha? Yine kendini düşündün, beni buradaki cehennemimde bıraktın ve ölüme atladın. Bilmiyor muydun sensiz yaşayamayacağımı? Bilmiyor muydun HA?! Bilmiyorm...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selam Julée,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gündür bu kağıda dokunamıyorum, aklıma hep o anlar geliyor. Her zaman olduğu gibi... Sana iki gün önce bunları yazarken sinir krizi geçirdim. Bu seferki oldukça ağırdı ama şimdi iyiyim. Hemşireler kalemimi bulup aldılar ama bugün yenisini çaldım. Kağıdımı ise asla bulamazlar, beyaz zemin halıfleksin altında sınırsız bir kağıt parçası gibi... Kağıt parçamı sinir krizi geçirdiğim anda bile saklamayı başarmamsa bir mucize... Demek ki tamamen gitmemişim Jul, en kendimde olmadığım anlarda bile seni ve seninle olan tek birlikteliğimi koruyabildiğime göre ben hâlâ içerilerde bir yerlerde saklanıyorum. Şimdi biraz kendimi arayacağım ve sana söz veriyorum, buradan ayaklarım yere basarak çıkacağım ve senin istediğini yapacağım. Zamanım geldiği zaman sana geleceğim. Geldiğimde aklım yerinde, kalbimse seninle olacak, aynı beni bıraktığın gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı o bahar gününde beni bıraktığın gibi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-29060534002460419?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/29060534002460419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=29060534002460419' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/29060534002460419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/29060534002460419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2011/04/selam-julee-gorusmeyeli-cok-oldu-mu.html' title='Eski Bir Merhaba'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-1575746823556133752</id><published>2010-12-24T17:58:00.003+02:00</published><updated>2010-12-24T18:01:12.258+02:00</updated><title type='text'>Matron</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="600" width="419" src="http://0.tqn.com/d/history1900s/1/0/w/U/hn12.gif" align="middle" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;"Işıktan daha hızlı, karanlıktan daha derin birini bulduğum zaman evleneceğim." dedim anneme... "Lan gerizekalılaşma, öyle bir kadın yok, armudun sapı, üzümün çöpü derken kuazimodoya döndün, tek oğlumun yalnız kalmasını istemiyorum lan!" dedi. Durmadan beni bir şeylere hazırlar bu halinden o zamanlar şüphelenmemiştim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra birden gitti annem... Hâlâ aynı dünyada yaşıyorduk ama ayrı düşmüştük. Birbirimizi geç bulmuş bir ikiliydik, erken kaybetmiştik. Tadı damağımızda kalmıştı sohbetlerimizin... Artık günlerimizi telefondaki bir kaç dakikaya sıkıştırmak zorundaydık. Onda da kafamız yarım olmalıydı. Çünkü günlük uğraşlarımız ve ziplenmiş, rarlanmış dakikalarımız bizi buna zorluyordu. Oğulla annenin kalplerinin arasına başka bir kalbin girmesi zordur. İster oğlan canavar, ister anne hitler olsun. Kalplerimiz ne kadar hep yanyanaydı ama biz uzaklaşıyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ne oldu bilmiyorum. Sonrası fazla puslu, ziyadesiyle muallak... Peygamberinin dolandırıcının teki olduğu ortaya çıkan bir dinin dağılan müridleri gibiydi aklım... Toparlanmıyordu. İşte iş yapıyordum, okulda gebeşiyordum ama sonrası...Kalbimi oyalayanlar, ezenler, altın kafese koyanlar, tüfekleriyle ateş yağmuruna tutanlar içindekileri de yaraladılar. Kalbimdeki tek mutlak sevgi yaralanmasa da aklımı tetiklemeyi unuttu. Aklım tetiklendiğinde de saat hep çok geç oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle anneciğim... Bu çok da büyük olmayan bir özür notu, biliyorum ama bu yıla da seninle girebildiğim için o kadar seviniyorum, o kadar şükrediyorum ki... Ben herkese tam bir göt gibi davranırken hâlâ hayatımda olmak için çaba gösteren tek insan sensin. Ben her ne kadar sana göstermek konusunda beceriksiz olsam da, seni çok ama çok seviyorum. En sevdiğim kadın ve en vefalı arkadaşım olduğun için çok şanslıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni seviyorum anne...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-1575746823556133752?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/1575746823556133752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=1575746823556133752' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/1575746823556133752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/1575746823556133752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2010/12/matron.html' title='Matron'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-2719345630470724587</id><published>2010-10-18T01:11:00.001+03:00</published><updated>2010-10-18T01:22:57.720+03:00</updated><title type='text'>Küçük İnsan</title><content type='html'>&lt;img align="center" border="0" height="333" src="http://farm1.static.flickr.com/31/55539544_5d2779e5ff.jpg" width="500" /&gt;&lt;br /&gt;Dirayet denilen olgudan bir kaç milyon ışık yılı uzaktayım. Kim kimleymiş, kim kimin üzerine çıkmış, kim kimi ötelemiş bilemem. Katlanamadığım şeyleri insanlara belirtmek konusunda başarılı olduğumu biliyorum. Buna rağmen katlanamadığım, dirayet edemediğim hareketleri sergilemekte ısrar edenlere de yaptırımlarımın çok sert olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlara bağlı yaşamanın gereksiz olduğunu iddia eden ama hâlâ birilerine bir şeyler anlatma derdinde olan birini anlayabilmem beklenmesin. Bu tip insanları hakir gördüğümde de beni yargılamayın. Bu insanları ikiyüzlü olarak addetmekte beis görmediğim için bana kızmayın. Her canlı iletişime muhtaçtır. Kimse bunu reddedemez. İnsanın insana bağlı olarak yaşamasının gerçekten gereksiz olduğu gün, biz, insan denilen yaşam formları, tıpkı diğer yüzlercesi gibi son bulacağız. O güne kadar bu ve bunun gibi iddialar, nazarımda "Ben tekim?!" saçmalığından öteye gitmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde çevremden sinirli olduğuma dair geri dönüşler alıyorum. Ecnebilerin "Lifestream" dedikleri naneden beni takip edenlere "Çevrem" demem de ilginç bir durum tabii... Sıradaki cümleye "Bu şehr-i Hödö'de..." diye girip dostluklar ve arkadaşlıkların yüzeyselliği üzerine ilginç tespitlerde bulunmak isterdim ama etrafta o kadar fazla "derin" insan var ki, artık bu tip cümleleri kurmaya çekiniyorum. Ha, bir yandan iyi de oluyor. Bir kaç gün sonra yazdığım yazıyı, "Ne yazdım lan ben?" diye okumaya kalktığımda "Yapacağım edebiyatı s...seveyim." diye kendimi, kendime hakaret etmekten alıkoyuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gün kafamda yüzlerce hikaye dönüyor. Bir çoğu bana ait değil, başkalarının hikayeleri... Başkalarının hayalleriyle yaşayıp hâlâ varolabilmeyi acınası bulduğum günlerin aksine, bu şekilde yaşamayı kabulleniyor olmak, bir yandan içimi acıtsa da bir yandan yaşlandığımı ve büyüdüğümü hissettiriyor. Elimden alınanları ve onlar yerine verilen yeni oyuncaklarımı görüyorum. Kaybettiğim hayallerimin karanlığa doğru uçup gitmesini izlerken bir yandan yeni oyuncaklarımla oynuyor, diğer yandan mantık çerçeveme ters gelen hareketler sergileyen diğer insanlara hakaretler savuruyorum. Özetle, hayallerimi kaybederken saçmalıklarla oyalanıyorum. İşte bu yüzden kendime sövmem gerekirken, "salak" insanlara sövüyorum. Çünkü en az ben de onlar kadar salağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü ben de küçük insanım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-2719345630470724587?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/2719345630470724587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=2719345630470724587' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/2719345630470724587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/2719345630470724587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2010/10/kucuk-insan.html' title='Küçük İnsan'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm1.static.flickr.com/31/55539544_5d2779e5ff_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-4833142868321353774</id><published>2010-10-10T05:38:00.002+03:00</published><updated>2011-09-12T19:33:39.865+03:00</updated><title type='text'>Ötesi</title><content type='html'>&lt;img border="0" height="320" src="http://farm1.static.flickr.com/54/143615304_7612bf8ed8.jpg" width="240" align="left" /&gt;&lt;i&gt;"Seni bataklıkta bekliyorum." dedi kadın... Adam başını eğdi. "Neden?" diye sordu. "Çünkü tek kaçabileceğimiz yer orası..." dedi kadın... Adam gözlerini kadına dikti. "Kurtulmak için çamura mı batmamız gerek?" diye sordu. Kadının fısıldadı: "Eğer arınmak istiyorsak kirlenmek zorundayız."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerdir aklımda hiç bir şey yok. Cinsel yaşantım vasatın üstünde... Ötesinde çekimin ya da hissiyatın olmadığının farkındayım. Etrafımdaki insanlar genel olarak güzel, birlikteyken eğlendiğim insanlar... Ötesi? Yok! Artık birilerini köleleştirmiyor, birilerinin kanını emmiyorum. Bu yüzden huzurlu olduğumu söyleyebilirim. Yalnızlık? Evet, yalnızlık kötü bir şey belki ama ben huzurluyum. Güzel kadınlarla bezeli yalnız bir hayat! Evet, ben mutlu olduğumu söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Aşk, bu sensin ve senin aşkın benim... Senin için ölebilirim." dedi kadın... Pencereden vuran şavka inat adamın kafası karanlık düşünceleriyle boğuşuyordu. "Kanına ihtiyacım yok. Ben senin varlığınla hayal kuruyorum ama bu yakında bitecek." diyebildi. Bir kaç saniye içinde bittiler.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aseksüel bir kimliğe kavuştuğumun farkındayım. Bir ihtiyaç olan cinselliğimi karşıladıktan sonra kendimi çoklukla cinsiyetsiz hissediyorum. İşte bu yüzden, asla bir çocuk sahibi olamayacağımı ve yine bu yüzden asla bir sevgili olamayacağımı biliyorum. Böyle iyiyim. Bazen "Acaba kendimi mi kandırıyorum?" diye düşünüyorum. Sonradan kafama dank ediyor: Yok lan, ben hakikaten böyle iyiyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Rüyalarımda ayaklarına kapanıyorum. Daima sarılıyorum sana... Sen oradasın ama bana uzak olduğunu biliyorum. Sen rüyalarımda, daima ölüyorsun." dedi adam... &amp;nbsp;Kadın sesini çıkarmadı. Arkadan bir çığlık yükseldi. Yer yarıldı, uzaktan bir yerden bir güneş daha doğdu. Bir yerlerde kara bir küp, ortasından ikiye yarıldı, daabet-ül arz denilen bir güç kalkanı, Arap yarımadasından Dünya'nın Asya denilen bölgesini ayırdı. Birgivi vasiyetnamesi gerçek oldu. Dünya'nın ateşi söndü, güneşinden uzaklaşarak karanlıkta kayboldu.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen düşünüyorum da, çok düşünüyorum. Ötesi? Yok!&lt;em&gt;&amp;nbsp;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-4833142868321353774?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/4833142868321353774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=4833142868321353774' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/4833142868321353774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/4833142868321353774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2010/10/otesi.html' title='Ötesi'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm1.static.flickr.com/54/143615304_7612bf8ed8_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-911922352419441582</id><published>2010-08-24T12:04:00.003+03:00</published><updated>2010-08-26T11:46:08.151+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilinç'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kutup'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Astral'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yumruk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bipolar'/><title type='text'>Kendimi biliyor değilim ve bunu reddetmiyorum!</title><content type='html'>&lt;img align="right" border="0" height="238" src="http://www.fountainphoto.com/wp-content/uploads/2004/10/fall-night-oasis.jpg" width="320" /&gt;Hayatıma renk geldiğinin farkındayım. Eksik cümle kurdum. Varlıküstü-astral-yumruk olmadığımı anladığımdan beri hayatıma renk geldiğinin farkındayım. Önceki günlerden birinde bir akşamüstü bir barda güzel bir kadın ağzımın içine düşercesine anlattığım hikayeyi dinlerken bir soru kafama takıldı: Yıllarca her yerde kendimi çirkin addederken, bunca kadınla nasıl birlikte olabiliyorum? Olayım nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu düşünürken bir an için beynimdeki bol etli bölgenin altından gelen uğultu, anlamlı bir cümleye dönüştü. Bu cümlenin&amp;nbsp; "Olay"ımın ne olduğunun mutlak cevabı olduğunu anladığım anda, karşımdaki kadın elini bacağıma attı ve abuk bir soru sordu. Mongolyan sorusunu basma kalıp bir cevapla sonuçlandırıp dikkatimi beynimin sol alt tarafındaki bol etli bölgeye vermeye çalıştım. Biraz önce o et parçasının altında çabalayan biri vardı. Bulunduğu yerden çıkmaya çalışıyordu. Bunun için de hücresini yıkıyordu. Cevap, kendisini unutmama sinirlenmişti. Kim ya da ne olduğunu bilmiyordum. Korkmuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşımdaki kadın gözlerimdeki korkuyu farketmiş olacak, iyi olup olmadığımı sordu. Biraz sonra geleceğimi söyleyerek lavaboya gittim. Yüzümü yıkayıp kendime gelmeli ama öncesinde beynimde, o çok az kullandığım bölgeye gidip orayı evi gibi benimseyen algı jeneratörünün ne olduğunu öğrenmeliydim ki tuvalet bunun için oldukça uygun bir yerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapağını kapatıp peçeteyle sildikten sonra klozete oturdum. Beynimin o kapalı, etli kısmında ne olduğunu biliyordum. Yıllardır yaşadığım bütün kötü, hastalıklı anıyı ve çağrışımı oraya atmış, ardından tüm o bölgeyi karantina altına almıştım. Girmek için kilidi kırdığım an onca zehirli hatıranın beynime dolacağını bilmek beni korkutuyordu. Bir bar tuvaletinde delirmek istemiyordum çünkü o çöplükte beni sonsuz karanlığa gömebilecek kadar korkunç gerçeklerimi gizliyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuvalette otururken kafamın içindeki o kilide dokundum. Soğukluğu beni ürpertiyordu. Eğer içeri gireceksem, çok ama çok hızlı olmalıydım. Kilidi tüm gücümle sıkıp kendime doğru çektim. Kapıyı kapatan zincirler yere düşerken boğuk bir şıngırtı çıkardılar. Korkuyordum. Kapıyı araladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyandığımda başımda garson ve buraya birlikte geldiğim kadın vardı. Kadın ağlıyordu, ambulans yoldaydı. Ayağa kalktım. Bende bir şey olmadığını, dilerse onu eve bırakabileceğimi söyledim. Kadın yalnız kalmamı istemediğini söyledi. Ben de "Beni yalnız bırakma öyleyse?" deyip elini tuttum. Garson çocuğa teşekkür edip hesabı ödedim ve yüklüce bir bahşiş bıraktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bardan çıkarken aynaya baktım. Gözlerimdeki ışık, yerini belli belirsiz bir hüzmeye bırakmıştı.  Sol lobun sahibi, beynimin sol lobunun üzerine uzanmış, sarı sarı gülüyordu. Ben de gülüyordum. Kadın neden güldüğümü sordu. "Halime..." dedim. "Halime gülüyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık ne olduğumu biliyordum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-911922352419441582?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/911922352419441582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=911922352419441582' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/911922352419441582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/911922352419441582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2010/08/kendimi-biliyor-degilim-ve-bunu.html' title='Kendimi biliyor değilim ve bunu reddetmiyorum!'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-7072274409431478748</id><published>2010-06-22T10:30:00.003+03:00</published><updated>2010-07-21T12:51:03.045+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='banka'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='them'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vultures'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='crooked'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='new'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rambursman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fang'/><title type='text'>Az sayıda izleyiciye sergilenen atonal senfoni...</title><content type='html'>&lt;img align="center" border="0" height="266" src="http://www.camelot-creations.org.uk/seven%20faces.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;Binlerce yıldır o uzaktaki noktaya bakıp gidiyorum ara ara... Hep söylemişimdir, herkes gibi benim de kendime ait bir dünyam var. Birçoklarınınkinden daha engin... Daha engin olmasının tek nedeni var. Durmaksızın buraya kaçıyor olmak, buranın haritasını, dibini, köşesini öğrenmeme, buranın başarılı bir haritasını çıkarmama yol açtı. Sonuç? Elimde beni şaşırtmaktan uzak iki tane dünya var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asker olmak istiyorum ara ara... Asker olunca öldürmek yasalmış. İçimdeki diğer benleri öldürmek istiyorum. Karışmayı engellemek istiyorum artık... Durmaksızın bir o, bir de bu olmaktan uzaklaşmak istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve artık hayatıma biri girsin istiyorum. Kendi yapamadıklarımı bana yapsın. Yapay depresyonlarımı süpürsün, bana gündelik alışkanlıklar edindirsin. Diş ipi kullanmam için beni zorlasın ama bunu kek kullanarak yapsın mesela... Aklıyla akılsızlığımı, uyurken kıçım açıldığında üzerimi örtsün. Daha fazla kötü rüya görmek istemediğimi bilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu hisli halim beni ayı olmaya itiyor. Hisli olmaktan tiksinsem de, bir yandan hislerime ihtiyaç duyuyorum ve bu da beni ikileme sürüklüyor. Zaten bünyem iki üzeri milyon tane problemle uğraşırken, yedi yüzümden hangisini duvardan alıp suratıma geçireyim bilemiyorum. Zaten hangisini gerçirirsem geçireyim, eğreti duruyor. Düzeleyim diye taktığım tüm maskelerimin her biri bana çok benziyor. Benim gibi yamuk, benim gibi yılık, benim gibi bozuk ve kırık?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendime bir arazi aracı bulup, at gibin eşek gibin, buralardan kaçmak istiyorum. Kısmet tabii...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-7072274409431478748?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/7072274409431478748/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=7072274409431478748' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/7072274409431478748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/7072274409431478748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2010/06/az-sayda-izleyiciye-sergilenen-atonal.html' title='Az sayıda izleyiciye sergilenen atonal senfoni...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-3372918417558621984</id><published>2010-04-28T02:26:00.000+03:00</published><updated>2010-04-28T02:26:12.597+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ölüm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rutubet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güneş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='küf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gökyüzü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hüzün'/><title type='text'>Pişmanlık ve Yerinme...</title><content type='html'>&lt;img border="0" height="320" src="http://stormgrounds.com/media/Beautiful-Blue-Sky.jpg" width="240" align="left" /&gt;Pişmanlık ölüler içindir. Yuvaların yerini kırık camlar ve küflü ahşap kaplamalara bıraktığı yerlerde rutubetle ahbaplık etmek için siner. Hüzün, tanıdık ziyaretçilerle beraber gelir ve arada bu ikisini ziyaret eder. Üçü bir araya geldiğinde ziyaretçiyle uzun bir sohbete başlarlar. İşte o zaman ziyaretçinin kalbine bir meteor düşer. Düştüğü yerde bir krater açar. Acıtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açılan çukura önce rutubet süzülür. Yanında küfü taşır. Ziyaretçinin kalbindeki kraterde sevişmeye başlarlar. Aşklarından doğan meyveleri, ziyaretçinin kalbindeki boşluğu bir anda sarıverir. Ziyaretçi kalbinde bir sızı hissetmeye başlar. Öksürür. Bu sırada anne ve baba çocuklarını büyütemeden kaldıklara yere dönerler. Ufak bebeleri ziyaretçinin kalbinde yer eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pişmanlık bulaşıcıdır. Zira hüzne aşıktır. Rutubeti terkederek ziyaretçiyle beraber giden hüznün peşine takılır. Hüzne kavuştuğu an hüznü taşıyana da bulaşır. Bulaştığı kişiyi uzaklara, görmediği diyarlara, aşağıda bir yerlere çağırır. &amp;nbsp;Bir kere bulaştığında hızla yayılır. Enfeksiyon tüm bedende baş gösterir. Taşıyıcı sıkı bir yerlere tutunmaya çalışır. Hislerini kontrol etmek için çabalar. Bu çabasının kendini yıkıma götürdüğünü farkedemez. Pişmanlıkla hüznün aşkının doruk noktasında bir fırtına çıkar, fırtına, kasırga olur. Oluşan hortum, taşıyıcıyı aşağıya çekmeye başlar. Hislerinin önüne çektiği sedden dolayı, duyguları, ne kadar çabalasalar da, elinden tutup onu kurtaramazlar. Taşıyıcı, kurban olmuştur ve kurban hızla hortumun kalbine, aşağıya doğru düşmeye başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurbanın bedeni hortumun kalbinde can vermek üzereyken yukarıya bakar. Etrafındaki kasırgaya rağmen yukarıda masmavi gökyüzü ve güneş, ona gülümsemektedir. Kurban kendine "Neden?" diye sorar. "Neden gökyüzü bu kadar güzelken ben ölüyorum?" Son nefesini verirken pişmandır kurban... Çünkü pişmanlık ölüler içindir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-3372918417558621984?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/3372918417558621984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=3372918417558621984' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/3372918417558621984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/3372918417558621984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2010/04/pismanlk-ve-yerinme.html' title='Pişmanlık ve Yerinme...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-220375095749499044</id><published>2010-03-14T06:17:00.000+02:00</published><updated>2010-03-14T06:17:31.925+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yok olmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Unutmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='silinmek'/><title type='text'>Der Kupferzeit</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://cis.stanford.edu/~marigros/images/show62/Carmel_LonelyCrowd380x509.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://cis.stanford.edu/~marigros/images/show62/Carmel_LonelyCrowd380x509.jpg" width="238" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Hayali kahramanlarımla yaşamaktan şikayetçi değilim. Bu yalnız kalmama sebebiyet verse de, hayali efendilerime boyun eğmek, gerçek hayatta tepemde duran efendilere boyun eğmekten daima daha iyi oldu. Bundan sonra da daha iyi olacağına eminim. Dünya üzerinde itilmişliği ve kendini zorla kabul ettirmenin zorluğunu yaşadıktan sonra başka diyarlarda çok daha kolay bir şekilde mutlu olabileceğime inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış anlaşılmasın, umursadığım şey insanların beni sevmesi değil, umursadığım şey kabul görmek... İnsan sevmediği bir şeyin bile varlığını kabul edebilecek kadar kaypak bir varlık... Her şey aslında sevmediğin ya da en azından tasvip etmediğin eylemleri gerçekleştiren dostlarını sevmekten kaynaklanan bir sapma... Geneli sevdiğin için bütünü kabulleniyorsun. İşte bu düşünce biçimi beni şunu düşünmeye itiyor; "Acaba bütünü seviyor muyum?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde bu sorunun cevabını arıyorum. Acaba genelde hayatı seviyor muyum? Acaba hayatın geneline sevgi beslemiyorsam neden yaşıyorum? Uyandığım her günün ne kadar anlamsız olduğunu bile idrak edemeyecek kadar kafam doluysa bu hayatı kime yaşıyorum? Kendime olmadığı kesin...Hayatımın en büyük bölümünü orada harcamam karşılığında&amp;nbsp;yaşamsal ihtiyaçlarımı karşılamam için bana para veren birileri var fakat harcadığım zaman karşılığında iki nesil sonra unutulacağım aşikâr...İşin kötü yanıysa şu; Ben unutulmak istemiyorum fakat çevremde, kendini çok farklı addeden kimseden ayrı değilim. Bu o kadar acı ki... İşin komik yanı, diğerlerinden farklı olduğunu söyleyen insanların hepsi söylediğinin arkasında, buna ölesiye inanıyorlar. Bilmiyorlar ki, sen ya da ben gibiler... Sıradanlar... Ben de öyleyim. Onlardan tek farkım, ben sadece farklı olduğumu sanmak istiyorum ama farklı olmadığımı biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yüzden, kendimden iki nesil sonra unutulup gideceğim. Aynı kendimin, iki nesil öncemi orada bir başına bırakıp unutmaya terkettiği gibi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-220375095749499044?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/220375095749499044/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=220375095749499044' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/220375095749499044'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/220375095749499044'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2010/03/der-kupferzeit.html' title='Der Kupferzeit'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-667465293086512105</id><published>2010-02-15T14:41:00.001+02:00</published><updated>2010-02-15T14:41:48.824+02:00</updated><title type='text'>Büyük Yokedici...</title><content type='html'>&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/S3lAckgLmkI/AAAAAAAAABc/AhrrEpmwQlg/s320/70829-bigthumbnail.jpg" align="left" /&gt;Merhaba, bu benim son günüm... Bir insan son gününü nasıl yaşar? En ufak bir fikrim yok. Bu kaydı almamın nedeni, benden sonra benim gibi doğanları, amaçları konusunda bir daha düşünmeye sevketmek... Zira insanın, son noktaya bir adım kalana kadar, kendine ne yaptığı konusunda hiç bir fikri olmuyor.&lt;br /&gt;Adım önemli değil... Kim olduğumda... Sadece içimde büyüttüğüm nefret tohumlarının yıkımımı getirdiğini bilmeniz kâfidir. Hikayemse hasan sabbah'tan bugüne on binlercesi tarafından binlerce remakei çekilmiş, oyuncuları ve mekanları farklı, o bilindik, eski makaraydı. Ben, kullanılan taraftaydım. Ben, kötüye kullanılan taraftaydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ya, bugün benim son günüm... İşin acayip yanı, beni bu hale getiren kimseye nefret beslemiyorum. Sadece benim küçük kıyametimi yüzlerce insanın, benimle birlikte paylaşacak olması içimi biraz olsun burkuyor ama kendimden de, yapacaklarımın sonucundan da nefret etmiyorum. Bu çürümüş yeni dünya düzeni böyle... Benim huzurlu ölebilmem için binlercesini de kendimle birlikte götürmem gerekiyor. Artık onlar ya da bizler yok. Artık neye inandığımı bile bilmiyorum. Sadece ben, yarın ölüyorum ve giderken yanımda gökdelenler dolusu insan götürüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insan son gününde ne yapmalı? Hâlâ bu konuda hiç bir fikrim yok. İşin aslı, dışarıya çıkmaktan korkuyorum. Onların parlak uydularıyla beynimde sakladığımı görebileceklerinden korkuyorum. Ama bir yandan da en azından son bir kez limonlu çilekli dondurma yemek istiyorum. Çarpışan araba da olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, sadece şunu bilmenizi istiyorum; ben kötüye kullanılan tarafta olmayı kendim seçmedim. Tek bildiğim, yanlışın vücut bulmuş hali olan ben, yaratıldığım anda bana biçilen amacıma göre hareket etmek zorunda değilim. Evet, birilerini kendimle birlikte yoketmek için tasarlandım ama yanımda götüreceklerim, beni tasarlayanların sandığının aksine, onların tarafından olacak. Beni yaratanlara, yıllar boyunca zırvalarıyla beni duyarsızlaştıran o vahşiler sürüsüne, benim gibi nefes alan, yaşayan, düşünen ve nihai amacı yoketmek olan bir nifak tohumunun varlığına neden olmanın ne gibi bir bedeli olduğunu öğreteceğim. Bunu yaparken çok dikkatli olacağım. Beni "büyük yokedici" olarak çağırmalarının nedenini anlamalarını sağlayacağım.&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-667465293086512105?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/667465293086512105/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=667465293086512105' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/667465293086512105'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/667465293086512105'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2010/02/buyuk-yokedici.html' title='Büyük Yokedici...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/S3lAckgLmkI/AAAAAAAAABc/AhrrEpmwQlg/s72-c/70829-bigthumbnail.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-290278596553765353</id><published>2010-01-16T17:55:00.003+02:00</published><updated>2011-09-13T12:19:05.450+03:00</updated><title type='text'>Ölü Doğmak...</title><content type='html'>&lt;img border="0" src="http://focus.aps.org/files/focus/v4/st20/pic-v4-st20-1.jpg" align="left"/&gt;"Normal görecelidir." dedi klişelerle dolu adam... Yine şaşırtmamıştı. Kahve dükkanında oturdukları saatler boyunca hep klişelerle dolu anlar yaşatmıştı karşısındaki arkadaşına... Biz ise bu evrede kahve kupalarının arasında uçuyorduk. Kahveci sıcak olduğu için seviyorduk burayı fakat bu klişelerle dolu adam, içerisini çekilmez kılmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında ilk başta söylediklerine dikkat etmiyorduk. Sıradan bir masa gibi gelmişti. Garson çocuğa karşı bilmiş tavrıyla alengirli bir kahve istemişti Bay Klişe... Arkadaşı ise sade filtre kahvede karar kılmıştı. Filtre kahveyi sevdiğimizi hatırladık. Güzel kokuyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra konuşmaya başlamıştı klişe adam... Bizse o sırada besleniyorduk. Alelade bir insanın düşünebileceği tüm yargıları, sanki öte kıtayı yeniden keşfetmişcesine, arkadaşına aktarıyordu. Arkadaşının suratındaki rehavet kaynaklı yalancıktan destekleyici tavır, sayısı 6000'i bulan gözlerimizden kaçmamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Normal görecelidir ama sıradanlık baki..." diye sözlerine devam etti Bay Klişe... Muhtemelen kendinin ne kadar farklı olduğundan dem vuracaktı. Ki tahminlerimizi boş çıkarmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkılmıştık. O kadar sıkılmıştık ki, kendinin hepsinden daha farklı olduğunu sanan onca insan görmüştük bu kahve dükkanında... Hiç biri de sıradanlığın güzelliğini, bütünün parçası olmanın önemini anlamıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyice beslenmiş ve sıkılmıştık. Dışarısı soğuktu ama yumurtalarımız karnımızda büyüyordu. Şimdi onları bırakmak için besin dolu sıcak bir yer bulmalıydık. Aslında biraz daha kalsak iyi olurdu fakat biz bütünün parçasıydık ve Bay Klişe gibilerin farkedemedikleri tek şey, sonu ve yeni başlangıçları hızlandırdıklarıydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve kapı açıldı... biz de soğuğa doğru süzüldük. Yumurtalarımız büyümüştü ve şimdi sıcak bir yuva istiyorlardı. Ölü baba bizi sıcakta bekliyordu. Koklayacak, onu bulacak ve yumurtalarımızı bırakacaktık. Ardından, ölü babayla birlikte, ulu babaya uçacaktık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-290278596553765353?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/290278596553765353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=290278596553765353' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/290278596553765353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/290278596553765353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2010/01/olu-dogmak.html' title='Ölü Doğmak...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-9095445207284067512</id><published>2010-01-06T00:42:00.004+02:00</published><updated>2010-01-06T01:31:43.208+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='salgın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüksiyon problemi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Endüksiyon Salgını</title><content type='html'>&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 287px; height: 367px;" src="http://faculty.uml.edu/enelson/images/hume.jpg" border="0" alt="" /&gt;Taşındığım günden beri hiç bir şey normal seyrinde ilerlemiyor. Bazen takılıp kalabiliyorum, kendimi gereksiz yüklemelerin koynuna atabiliyorum. Bu şehirde yaşayan sürünün ölen gözlerini bazen üzerimde hissediyorum ve o an tüm dünya masumiyetini kaybediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Dışarıda görecek bir şey yoktu. Biliyordum. Terketmemeliydim. Doğduğum yeri terketmemeliydim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki her şey iyi olur. Burada olmamın ana nedenini seviyorum. Kendime ne güzel, ne hayali bir dünya yaratmıştım oysa orada... Tetikleyicim yoktu. Tetikleyiciye ihtiyacım da yoktu. Uzakta hep biri vardı, yanına gelmek için uğraştığım ama artık yanına gelmiş olduğum halde, o da yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Terketmemeliydim. Dışarıda görecek bir şey yoktu. Doğduğum yeri terketmemeliydim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de buradayım. Yapmam gerekenler ve yapmayı istediklerim için buradayım. Kanatmam gereken diş etlerim, sıkmam gereken dişlerim ve yumruklarım, okumam gereken kitaplarım, anlamam gereken hallerim var. Bu şehirdeki herkesten farklı olarak, kompleks değil, basit bir duruş sergilemeliyim. Odaklanmalıyım, istediğimi almalı, bu şehir kendini bana karşı kullanmadan, ben onu ona karşı kullanmalıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama yine de... terketmemeliydim. Dışarıda görecek bir şey yoktu. Doğduğum yeri terketmemeliydim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-9095445207284067512?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/9095445207284067512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=9095445207284067512' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/9095445207284067512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/9095445207284067512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2010/01/enduksiyon-salgn.html' title='Endüksiyon Salgını'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-3605310676010649432</id><published>2009-12-14T01:38:00.005+02:00</published><updated>2009-12-14T01:58:59.509+02:00</updated><title type='text'>Tlazolteotl; Aztek Pislik Tanrıçası</title><content type='html'>&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 260px; height: 400px;" src="http://www.samaelgnosis.net/imagenes/antropologia/aztecas/dioses/tlazolteotl.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'daki yalnızlık sorunuma ekstrem bir çözüm peşindeyim. Artık Tlazolteotl; Aztek Pislik Tanrıçası'nı sahalara taşımanın vakti geldi. Peki nedir Aztek Pislik Tanrıçası, öğrenelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerekenler;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam takım 3 adet Pimp-suit, (Kürklü montlar, belden oturtmalı abuk desenli gömlekler, büyük gözlükler vs.)&lt;br /&gt;Değişken karakterli bir ruh hali,&lt;br /&gt;Dengesizlik üzerine inşa edilmiş bir hayat duruşu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uygulama;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dengesiz insanların dengesiz insanlara prim verdiği bir takım mekânlar bulunur.&lt;br /&gt;Bu mekânlarda dengesiz davranışlar sergilenir. Gerekirse yükselen gerizekâlı profili çizilir.&lt;br /&gt;Prim yapıldığı görülür.&lt;br /&gt;Yeni dengesiz çevreyle şölenlere koşulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yan etkileri;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde bağımlılığına merhaba deme riskiyle karşı karşıya kalınabileceğinden dikkatli olunmalıdır.&lt;br /&gt;Cinsellik yaşanılacaksa, bu oyunda, korunma, her zaman olduğundan daha çok önem teşkil etmektedir.&lt;br /&gt;Gerekildiğinde kaçılabilmesi için yeni-dengesiz-çevrenizi kendi yaşam alanınıza sokmamanız önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tlazolteotl'u ne zaman hayata geçireceğimi bilmiyorum ama oyunu sahalara taşıdığım zaman haberinizin olmayacağını garanti edebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki oyunda karşılaşırız?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-3605310676010649432?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/3605310676010649432/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=3605310676010649432' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/3605310676010649432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/3605310676010649432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2009/12/myanmarn-pislik-tanrs.html' title='Tlazolteotl; Aztek Pislik Tanrıçası'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-8673187354678034825</id><published>2009-11-22T03:18:00.009+02:00</published><updated>2009-11-25T02:34:05.457+02:00</updated><title type='text'>Pin-pon</title><content type='html'>&lt;img style="float:right; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 450px;" src="http://www.sillimanfarm.addr.com/images/Psychosis2_AltCvr2jr.jpg" border="0" alt="" /&gt;Gerçekten sıkıcı bir hayatı vardı. Hayalleri ise sıkıntılarıyla birlikte sadece renkli anlar yaratmaya yetiyordu. Aslında bir komedi oyununda yardımcı erkeği oynayabilirdi. Sabahtan beri bilgisayar karşısında kodlarla uğraşıyordu. Cumartesi akşamlarını sevmezdi. Sıkıcı bir adamın yalnız hayallerine sahipti. Bu nedenle hissettikleri anlıktı. Sıkıntısının yerine farklı bir duygu koymuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obez penguenleri düşündü. Güldü. Penguenin obezi olur muydu? Bilmiyordu, googlelamaya üşendi. Bir yandan çalan müziğin ritmine ayağıyla eşlik ediyor, bir yandan da beyninin nasıl çalıştığı hakkında hiç düşünmediği bir kısmıyla, kodları düzenliyordu. Kodları bitirdikten sonra okuması gereken 7 sayfalık bir döküman vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Monitörünün sağ alt köşesindeki saate baktı. Her nasıl olduysa, saat gecenin 2'si olmuştu. Oysa az önce baktığında saat sadece 10'du. Buna yemin edebilirdi. Acaba bilgisayarın saatine bir şey mi oldu diye düşündü. Telefonuna baktı. Telefonu da aynı saati, üstelik salı gününü ve üstelik 25 cevapsız araması olduğunu gösteriyordu. Donakaldı. Hemen takip ettiği gazetenin internet sayfasını açtı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih, salı günü saat 2'yi gösteriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden başına ve karnına bir ağrı saplandı. İnlemeye benzer bir ses çıkararak sandalyeden düştü. Başına neler geldiğine anlam veremiyordu fakat gösterdiği semptomların ne olduğunu biliyordu. Açlık ve susuzluktan ölmek üzereydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zorlukla ayağa kalktı. Duvardan destek alarak mutfağa doğru yöneldi. Beyninin ve bağırsaklarının her kıvrımı delicesine bağırıyor, midesi çığlık atıyordu. Tüm bunlara şimdi bir de baş dönmesi eklenmişti. Güçlükle mutfağa ulaştı ve damacananın yanında yığıldı. Ağzını su pompasına dayadı ve kana kana su içti fakat bu midesinde daha büyük bir ağrı yarattı. Bağırmak istedi ama ağzını açar açmaz mutfağın zeminine kusması bir oldu. Yavaş yavaş kendine geliyordu. Biraz daha su içti. Sonra yavaşça doğruldu ve buzdolabına yöneldi. Buzdolabında bulduğu bir kaç parça çikolatayı ve ardından tüm dolabı tüketti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 dakika sonra, ağrıları devam etse de kendindeydi. Cep telefonuna baktı. Arayanlar ailesi ve patronuydu. Olanlara anlam veremiyordu. Bir insan, nasıl olur da üç gün, dört saati yaşamamış olabilirdi. Delicesine uykusu vardı. Uyudu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-8673187354678034825?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/8673187354678034825/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=8673187354678034825' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/8673187354678034825'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/8673187354678034825'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2009/11/pin-pon.html' title='Pin-pon'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-7542156141775627583</id><published>2009-06-26T14:26:00.007+03:00</published><updated>2009-06-26T15:37:37.484+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kafa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akıl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='süleyman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='selamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sultan'/><title type='text'>Karmaşanın uyuşukluğu...</title><content type='html'>&lt;img style="float:left; width: 300px; height: 313px;" src="http://www.allthingsbeautiful.com/all_things_beautiful/images/Not-In-The-Mood-For-Sanity2.jpg" border="0" alt="" /&gt;Bir adım daha atmak üzereydi boşluğa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişi her boka sardığında bunu yapıyordu. Tekrar doğması 7 gün alıyordu fakat büyümesi, olgunlaşması, eski tanıdıklarını ve eski kerteriz noktalarını bulması, yeni bir hayata ve yeni ebeveynlere alışması en az 16 yıl sürüyordu. Her seferinde erkek olarak doğması tesadüf değil, olması gerekendi, &lt;i&gt;destur&lt;/i&gt; böyle bir olguydu, ilk doğduğunuz cinsiyette hayatınız devam ederdi. En son kendini boşluğa bıraktığında Kenan Evren, Cumhurbaşkanı idi. Bugünse yargılanmadan kendini vuracağını söylüyordu. Bu hayatında şanslıydı. Artık hatırlayabildiği silinmiş dillerle beraber 19 dili konuşabiliyordu fakat bu hayatının gizemi kaybolmuştu. Kendi kendini bir çöplüğe dönüştürmüştü, her seferinde olduğu gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa bu sefer her şey çok güzel başlamıştı. Çok sevdiği ve onu çok seven bir ailesi vardı. Geldiği her aileye getirdiği gibi bu aileye de şans getirmişti. Güzel bir evi, onlarca imkânı, iyi bir arkadaş çevresi vardı fakat bedeniyle uyuşamamıştı. Nedense kendini hâkir görmekten vazgeçemişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de aptala yatma olayı vardı tabii... Bildiği bir çok şey hakkındaki gerçekleri anlatamıyordu. Hz. Süleyman'ın (Solomon da diyenler oluyordu) geçmişini ve mührünü en iyi bilenlerden biriydi. Bir zamanlar Oda Nobunaga'nın Owari eyaletini tekrar bir araya getirmesinde önemli bir rol almıştı. Habeş Kralı Kaleb'le bir zamanlar yakın dosttu, şu an Guatemala'da Birleşmiş Milletler ile çalıştığını biliyordu. Onu en son 8 yaşında, Nobel ödül töreninden bir yıl sonra görmüş, biraz Habeşce konuşmuşlar fakat &lt;i&gt;destur&lt;/i&gt;a bağlı kalmak adına bağlarını kesmişlerdi. &lt;i&gt;Destur&lt;/i&gt;a sahip olan çok az kişi kaldığının farkındaydı. Bir çoğu ya kendilerini unutmuşlardı ya da kayıp ruhların hapsolduğu Araf'a dikey geçiş yapmışlardı. Aslında bunu istiyordu ama bunu yapabilmek için &lt;i&gt;destur&lt;/i&gt;u unutmuş olmak gerektiğinin farkındaydı ve unutmak, dünyada istenileni gerçekleştirmek için üzerinde çalışılması prensibinin aksine, asla üzerinde kafa yorulmaması gereken bir olguydu. Çünkü unutmak, üzerinde düşünmeyince oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmak üzerine düşünüp her zamanki hatasını tekrarlarken atlamaktan vazgeçtiğini farketti. Tekrar bilmediği apayrı bir coğrafyada uyanmak, meme için ağlamak, emeklemek, yeni bir dil öğrenmek ve aptala yatmak istemiyordu. Zaten kafasında onca karmaşa varken, intihar etmek sadece bunlara yenisini ekleyecekti ve daha çok düşünecekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklıselimlik tam zamanlı bir işti ve bir an önce bu işi bırakması gerekiyordu ve bunu, bu hayatta yapacaktı. Tüm bunları düşünerek vakit kaybetmeyecekti. Sıcak yaz gününe merhaba demek için duşunu ve arabasının anahtarlarını alıp dışarı çıktı. Artık delirme vakti gelmişti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-7542156141775627583?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/7542156141775627583/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=7542156141775627583' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/7542156141775627583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/7542156141775627583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2009/06/karmasann-uyusuklugu.html' title='Karmaşanın uyuşukluğu...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-8545864677810652184</id><published>2009-04-04T04:46:00.003+03:00</published><updated>2009-04-04T05:01:44.298+03:00</updated><title type='text'>Ihlamur Günleri</title><content type='html'>&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 321px; height: 450px;" src="http://imagecache.allposters.com/images/pic/HPM/BM1143~Hating-You-Posters.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;Başrollerinde çeşitli yanlışlarla kontamine edilmiş ve çevresini yalan yanlış bilgilerle dezenforme eden ben, geri kalan kastta hepiniz olmak üzere, yeni çekeceğim filmimin kadrosunu oluşturmak adına çalışmalarıma başlamış bulunmaktayım. Adına henüz karar vermediğim bu filmin yayını ve yapımında emeği geçen hepinizin ta ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, size sert çıkıyorum, biliyorum. Yine kendime göre haksız değilim, eminim siz de kendinize göre haksız değilsinizdir. Dış uzayınızda alevlenmiş fakat ucu size dokunan herhangi bir olay karşısında bir yarar sağlayamadığınızda sinirlendiğinizi de biliyorum. Sizler için şu pragmatik tavrınızı bir yana bırakmanızı istemek, insanlığınıza hakaret etmekten daha ağır olacağından, şu aralar sizleri boşluyorum. Kusuruma bakmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asistanlarım yok benim... Kendime ait bir yerim de yok. Birileri öyle sansa da kimsenin asistanı değilim. Olmak istesem de başaramadım. Buyruk altında bulunmak istemeyen, ivedi saadeti bekleyen, her şey istediği zaman olsun, yediği önünde yemediği arkasında kalsın isteyen biri olduğumdan dolayı ne asistan sahibi, ne de asistan olabildim. Beceremiyorum, olmuyor o iş, yürümüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiddetimin geçici olacağını biliyorum. Yine kıyamayacağım sizlere... İlgi istediğinizi de biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat ben hakettiğim ilgiyi ne gün göreceğim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne gün hatırlanacağım ya da ne gün özleneceğim?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-8545864677810652184?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/8545864677810652184/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=8545864677810652184' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/8545864677810652184'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/8545864677810652184'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2009/04/ihlamur-gunleri.html' title='Ihlamur Günleri'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-634976892185609026</id><published>2009-03-29T05:55:00.003+03:00</published><updated>2009-06-26T15:55:03.083+03:00</updated><title type='text'>Mart Ayı'nın son yazısı...</title><content type='html'>Kollarımdaki tüylerin diken diken olmasının sebebi tedirginlik ya da duygu yükü değil bu sefer... Sadece soğuk... Yıllar önce, yine bir mart ayında, eski kız arkadaşlarımdan biri, Kordon'da içerken "Keşke sütyen giyseydim, çok soğuk, göğüs uçlarım belli olacak" demişti. İşte bu Mart Ayı da aynı türden bir mart ayı... Tek farkı var, bu yıl Mart'ta yalnızlığa ant içmişim, farkında değilmişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özlediğimi ya da özlemediğimi söyleyemem. Tek bildiğim, bazı şeylerin yokluğunun derin kraterler açtığı ve o kraterleri dolduracak hammaddenin asla ikame edilemeyeceği... Söylemeye çalıştığım şeyler size çok sığ gelebilir ama bu sözlerin bana ifade ettikleri, beynimde yarattıkları imgelemler, sizin anlayabileceğinizden ziyadesiyle derin... Aynı gönlümde açılan kraterler gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkıda dediği gibi, nehre atlayıp kapkara gözlü meleklerle yüzmek istiyorum. Bir an sonra geçiyor bu melankolik isteğim, nedense hırs ve kavga etme isteği bedenimi harekete geçiriyor bir kaç saniye sonra... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Eski bir yazıymış, hayata döndüreyim istedim&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-634976892185609026?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/634976892185609026/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=634976892185609026' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/634976892185609026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/634976892185609026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2009/03/mart-aynn-son-yazs.html' title='Mart Ayı&apos;nın son yazısı...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-5005896692622813024</id><published>2009-03-18T14:31:00.006+02:00</published><updated>2009-03-18T14:53:34.544+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanlı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güneş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yırtmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kaplumbağa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bir kaç milyon yıl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='asit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='balgam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yağmur'/><title type='text'>Moskiyto Yar</title><content type='html'>&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 425px;" src="http://farm4.static.flickr.com/3115/3196206506_a7e9bdd0f6.jpg" border="0" alt="" /&gt;Geçen gün taa evrenin öbür ucunda bir güneşi yırttım. Üzgün ya da pişman olduğumu söyleyemem. Yırtıp geçtim, yapmak zorunda kaldım. Bir takım ileri yaşam formundan özür dileyebilirim galaksilerine o veya bu şekilde bir plazma yağmuru yağdıracağımdan ötürü, ama bunu bir kaç milyon yıl sonra düşünmeyi yeğliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman ne göreceli bir kavram değil mi? Oysa ki önemsiz, önemli olan süreç... Zaten zamanı da bu şekilde ölçebiliyoruz. Aslında olmayan bir şeyi etiketleme ihtiyacımız yine bizi yönlendiren. Yani sinekler hep hareket halinde olan yaratıklar olsalardı ve hızları sabit olsaydı, 50 mt.'yi en direkt aldıkları süreye bir dakika deseydik, zamanımızı sinekle ölçmek zorunda kalırdık. Saatler tarih olurdu. Neyse, etiketleme ihtiyacı, evet! Bir karıncaya göre geçen üç gün bana göre üç saniye olabilir?! Belki benim bir yılım da bir kaplumbağaya göre iki haftadır. Ne farkeder, zaman diye bir şey yoktur, süreç ve etiketleme ihtiyacı vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asit yağmuruyla ilgili bildiğim tek gerçek, yakında üzerimize yağacak olduğudur. Karbonmonoksitten midir bilinmez, iki gündür kan tükürüyorum. Eğlenmiyorum bunu yaparken... Doktora gitmeyi düşünmüyorum, öleceksem ihmalkârlığımdan öleyim, umrumda değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha, ne diyordum?! Geçen gün bir güneşi yırttım evet... Eğlencesine... Muhtemelen bir kaç ileri nesil canlı türünden özür borçlu olacağım ama bu özrü bir kaç milyon yıl sonra dilemeyi planlıyorum. Ancak, ışık hızı, ışık yılları... Peh?!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-5005896692622813024?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/5005896692622813024/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=5005896692622813024' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/5005896692622813024'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/5005896692622813024'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2009/03/moskiyto-yar.html' title='Moskiyto Yar'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3115/3196206506_a7e9bdd0f6_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-7870929655168397692</id><published>2009-03-08T07:10:00.009+02:00</published><updated>2009-03-09T09:37:29.582+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öyle böyle değil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çok değişik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Gereksiz Şeyler...</title><content type='html'>&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 250px;" src="http://irkedmagazine.com/wanderingagoraphobe/leah/wp-content/uploads/2008/09/insomnia-cartoon6.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;Bitmek bilmeyen gecelerin şafaktan bıçaklarla kesildiği günlere bu aciz gözlerimle şahit olmaktan kesinlikle hoşnutsuz olduğumu ifade etmek isterim. Acının bu derece tarifsiz ve nev-i janrına münhasır olması beni ziyadesiyle elem içinde bırakmakta, hüznümün derinliğini kaplayacak ve bu sayede düşmemi engelleyecek, güvenlik ağı görevini hakkıyla yerine getirebilecek herhangi bir meşgale bulamamam ise kendimi fazlasıyla güvensiz hissetmeme neden olmaktadır. Eskiden olduğu gibi, uzun cümleler kurmanın kaygısını yaşamamamsa, bu acı dolu günlerde yüzümü güldüren bir kaç detaydan biri olmakla beraber, aynı zamanda yazılarımı yeniden okuduğumda yüzümü güldüren bir olgudur. -dir'li, -dır'lı hüküm cümleleriyse sonsuza kadar birlikte yaşamak istediğim genellemeler bütünüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, ebedi olmasa da kısmi süreyle vampire dönüşmüş olmanın kederini içimde yaşıyorum. Bütün günlerin akşam beş sularında başlaması ve sabaha karşı yedi sularında bitmesi içimde derin bir yara oluşturuyor. Üzülüyorum akan zamana... Gideni yeniden yakalayamayacağımı biliyorum. Üretmeyi deniyorum geçen sürede... En azından bir şeyler yapabileceğimi düşünüyorum ama nedense onu da bir türlü tam olarak başaramıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım en nefret ettiğim birey olan son tüketiciye dönüşmüş bulunmaktayım. Buradan seslenebildiğim ya da seslenebileceğim kim varsa onların beni duyması ümidiyle; KURTARIN BENİ BU KÖTÜ DURUMDAN ÇÜNKÜ KENDİMİ KURTARAMAYACAK KADAR ACİZİM!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi sabahlar!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-7870929655168397692?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/7870929655168397692/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=7870929655168397692' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/7870929655168397692'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/7870929655168397692'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2009/03/gereksiz-seyler.html' title='Gereksiz Şeyler...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-5519973613359196899</id><published>2009-02-25T17:05:00.007+02:00</published><updated>2009-02-25T18:32:48.476+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çok değişik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='değişik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yıkım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='katastrofi'/><title type='text'>Trafo altında yazılan bir sigara boyu yazı...</title><content type='html'>&lt;img style="float:left; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 392px; height: 634px;" src="http://www.zenvironments.com/Photos/stacked-city.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;Olan biteni buraya kaydetmek için pek fazla vaktim kalmadığını biliyorum. En fazla bir sigara daha içebilirim sizlerle, ardından gitmek durumundayım dostlarım... Dışarıda kocaman bir dünya var ve ben bu saatlerde evde, bilgisayar başında oturarak o dünyaya haksızlık ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde ara ara hissediyorum. Bir sıcak hava dalgası, balkanlardan gelmemekle beraber, beni bedenimden ayrı bir yere taşımak istiyor. Sanki üstünüzde sizi ısıtan vakumlu bir elektrik süpürgesi varmış hissi yaratıyor. Acaba diyorum, şeytana uyup atlasam mı akıntıya, gitsem mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâlâ sigarayı yakmadığımı farkettim. Bir saniye bekleteceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün ağarırken çift kutuplu bir transistöre bakarken buldum kendimi... Rüyaydı tabii ki... Havada kayan bir bloğun üzerindeydim. Mario'larda görülen cinsten, tek farkı üç boyutlu olmasıydı. Körfezin ortasında, şehre hakim bir manzaram vardı. Transistörü ikiye böldüm. İki ayrı parçayı körfezin yeşil sularına attım. Her nasılsa sanki yıllardır aradıkları soketlerini bulmuşcasına iki parça da denizin ortasına yerleşti. Küçücüklerdi ama görebiliyordum. Sonra şehir Mavişehir'den başlayarak yıkılmaya başladı. Bayraklı ve Bornova'nın patladığını gördüm. Altımdaki platform Güzelyalı'ya doğru hızlı bir şekilde hareket etmeye başladı. Kıç üstü oturdum. Aynı esnada Alsancak limanı yıkımın yeni adresi oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizin 20 metre üzerinde hızla Güzelyalı'ya ilerliyordum. Bu arada şehir solumda tarumar oluyordu. Güzelyalı İskelesi'nin üzerinden geçerken yerdeki elektrik akımını gördüm. Her yer cızırdıyordu, sanki bütün şehir kısa devre yapıyordu. Gittiğimiz yeri şimdi anlıyordum. Eve dönüyorduk ve platform büyük bir hızla yaptığı bu son yolculuğunda dağılmaya başlıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve salondan girdik, tahmin edeceğiniz üzere yakıp yıkarak... Her nasılsa beton parçaları bana ulaşmıyordu, platformun üzerinde olduğum süre boyunca herhangi bir şeyden zarar görmek bir yana, rüzgar yüzünden gözümü kısmak zorunda dahi kalmıyordum. En son Basın Sitesi ve Yeşilyurt'u gördüm, patlamalarla şenlik ateşini yaşıyor, yıkılıyordu. Koridoru epeyce genişlettikten sonra platform odamın kapısında dağıldı ve ben odama kıçımın üstünde sürüklenerek girdim. Kafamı çalışma masama çarparak kendimden geçtiğimi sanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odamın ortasında uyandım. Soğuktan iki büklüm olmuştum. Ayağa kalkmaya çalıştığımda kafamdaki inanılmaz ağrıyı farkettim. Sanki kafam bir damacana olmuştu ve içinde su yerine demir bilyeler vardı. İlk işim salona koşmak oldu. Gün ağarıyordu ve şehir yerli yerindeydi, ayaktaydı. Derin bir nefes aldım. Mutfağa doğru yürümeye çalışırken ayağıma bir şeyin battığını hissettim. Halıya pusu kurmuş bir bipolar transistör günlerdir benim oradan geçmemi bekliyormuş. Mutfağa gittim bir bardak su koydum ve transistörü çöpe attım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki biraz yüzeyselce anlatıldı ama dedim ya, bir sigaralık vaktim vardı. Bir ara yine görüşürüz diye tahmin ediyorum. Şimdilik hoşçakal...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-5519973613359196899?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/5519973613359196899/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=5519973613359196899' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/5519973613359196899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/5519973613359196899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2009/02/trafo-altnda-yazlan-bir-sigara-boyu-yaz.html' title='Trafo altında yazılan bir sigara boyu yazı...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-9075840994807240273</id><published>2008-11-09T04:55:00.007+02:00</published><updated>2008-11-16T09:01:10.440+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Zor!</title><content type='html'>&lt;img src="http://www.20hoxtonsquare.com/images/Bella_spineless_child_17c.jpg" border="0" align="left" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Koşuyorum, düşüyorum. Uzaklara kayıyorum. Ruhuma bak, ruh olmaktan çıkıp vücut buldu. Karanlığım ışığa karışıyor. Gecem gündüze... Çocukken gördüğüm kabuslar sabahla bitti hep ama sabah hep geç kaldı. Aklım neyi unuttu, neyi saklamayı... Kabuslar acaba uyanabilirler mi? Bilmiyorum.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyin üstünde olduğum yalanını kendime 50 kere daha söylersem belki kendimi durdurabilirim ama bunu istemiyorum. Durmaktan sıkıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Tüm sırlarını dök tenime, masumiyetini de al git ve beni günahlarımla başbaşa bırak. Etrafımdaki hava kafesin içinde gibi hissettiriyor ve aşk, nefreti andıran bir kamuflaj yine...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben gidiyorum, mutlu kal demek ne zormuş. Ne zormuş konuşamadan düşünmek... Çıkmazda sıkışmak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Eğer beni seviyorsan gitmeme izin ver ve ben bilmeden kaç. Kalbim kaygılanmak için çok karanlık, orada olmayan şeyi yokedemem. Beni kaderimle başbaşa bırak, eğer yalnız kalırsam nefret edemem. Seni haketmiyorum. Gülüşüm çok uzun süre önce alındı, eğer değişmeye başlarsam umarım bunu farketmem.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevmek ve nefret etmek... Gitmeyi istemek aynı zamanda özlemek... Çin'deki bir şirket tarafından işe alınan, Fransız müşterilerle ilişkileri yürütebilmek için İspanyolca öğrenmeye çalışan Türk olmak... Delirmek... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Önceleri korktum beni seversin diye... Ben gitmek isterim diye düşündüm. Şimdilerde ben kalmak istiyorum denizinde... Artık senin gibi benim de solungaçlarım var derimde... Denizinden ayrılmayı istemiyorum ama kalırsam vurgun yemekten korkuyorum. Sen uzaktasın ve ben seni özlüyorum. Alamıyorum, gelemiyorum, dokunamıyorum. İşin kötü yanı, gidemiyorum.&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-9075840994807240273?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/9075840994807240273/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=9075840994807240273' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/9075840994807240273'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/9075840994807240273'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2008/11/zor.html' title='Zor!'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-6421462107356975122</id><published>2008-09-06T06:56:00.006+03:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.131+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Yıkılan Bir Tarihin Fotokopisi</title><content type='html'>&lt;img src="http://mswallow.typepad.com/the_swallows_nest/images/g02_gobi_desert_sand_dunes.jpg" align="right" /&gt;- "Bugüne dek çok şey yaşadım." dedi küçük çocuk... "Yıkılan şehirleri de gördüm, darmadağın olan imparatorlukları da... Fakat daha önce böylesini hiç görmemiştim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamla çocuk Gobi'de kumdan bir tepenin üzerindeydiler ve etraflarını çevreleyen 150 km. çapındaki hayali kürede çöl eşrafından başka hiç bir canlı yoktu. Hiç bir rota buradan geçmiyordu. Buraya hiç kimse uğramıyordu. Son 10000 yıldır buraya insan ayağı değmemişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Gidip şu işi bitirelim!" dedi adam ve çocukla birlikte yürümeye başladılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;400 metre kadar yürüyüp düzlüğe vardıklarında, çocuk çakısını cebinden çıkarmış ve yere bir heksagram çizmeye koyulmuştu. Adamsa çocuğun çalışma alanından çekilmiş, huşu içinde gökyüzünü izliyordu. Mühr-ü Süleyman, evrenin amerikan dolarıydı. Doğru ellerden çıktığı vakit, her yerde sözünü geçirirdi. Hatta bu kendinden bihaber toprak parçasında bile... Çocuk işini bitirdiğinde bulutlar gökyüzünde yerlerini aldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Sence bu yaptığımız doğru mu?" dedi çocuk, "Sonlarını bu şekilde getirmek, onların adına buna karar vermek..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Bu kararı biz vermiyoruz." diye yanıtladı adam... "Bunların tamamı kendi seçimleri, daha bu çölün sonlarını getireceğinden bile farkında olmayan bir ırktan bahsediyoruz. Daha önce başkaları da oldu, daha basit canlılar ve daha üstün ırklar... Hiç birinin birbirinden farkı yok. Yaşadığımız bütün gerçekliğin pisliğinden kurtulmaya, bir şekilde çöpünü boşaltmaya ihtiyacı var. Biz buyuz, Büyük El'in öğütme makineleriyiz. Çürüyen her şeyi öğütmek zorundayız ki ardından gelenler, burada yaşamak zorunda olanlar hastalanmasın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Peki ama neden bu şekilde, neden hep böyle yavaş yavaş? Neden her şeyi yokedip ortalığı tertemiz bir şekilde bırakmıyoruz?" diye sordu çocuk, dingin bir edayla... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Görmelerini ve akıllanmalarını bekliyoruz. En azından anlamalarını... Bu asla olmayacaksa bile, ki ben olacağından şüpheliyim, Evren'in çekülüne vurulacak bu denli sert bir fiske, bir daha asla aşağının gerçekten neresi olduğunu bilmemene neden olur. Uçtuğunu sanırken birden düştüğünü anlamanın nasıl bir şey olduğunu umarım ömrün boyunca öğrenmezsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sen bunu yaşadın mı yani?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çok uzun zaman önce, anlatırım bir ara... Yağmur başlamadan buradan gitsek iyi olacak, ıslak sıçana dönmek istemiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kaplan'ın bahçesine gidelim mi? Biraz temiz havaya ihtiyacım var, hem şelale seni de dinlendirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tamam ama sonrasında eve dönmek zorundasın, annenle babanın telaşlanmasını istemeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Öff, tamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk eşofmanının üç çizgisine yapışan tozları silkti. Adam gökyüzüne son bir kez baktı. Yağmurun ilk damlası düştüğünde ikisi de ortadan kaybolmuştu. Mühr-ü Süleyman toprakta, yağmurla kavuşmayı bekliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve yağmur yağdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Gobi biraz daha büyüdü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-6421462107356975122?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/6421462107356975122/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=6421462107356975122' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/6421462107356975122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/6421462107356975122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2008/09/yklan-bir-tarihin-fotokopisi.html' title='Yıkılan Bir Tarihin Fotokopisi'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-6375852088907391470</id><published>2008-01-09T00:48:00.000+02:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.131+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Komedya...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/d/d4/Comedia_del_curioso_impertinente.jpg/449px-Comedia_del_curioso_impertinente.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/d/d4/Comedia_del_curioso_impertinente.jpg/449px-Comedia_del_curioso_impertinente.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Savaşlar, insanlar aradaki bağları güçlendirir. Kan kana karışır, acılarınızın boyası olurlar. Giden günlerin taşıdığı ağrılar sabahın ilk ışıklarıyla önünüzdeki güne taşınırlar fakat bu gidiş-geliş sırasında ağrıların bir kısmı uykulara, rüyaların içine dökülür. Rüyalarınızda geçmişe taşınır, gerçeklerinizde gününüzü yaşarsınız. Sonra bir gün her şey karışır. Rüyalar güne, günler rüyalara, acılar yeni acılara, eski sevinçlerse hiçliğe... Bu arada geçmişin bir günlüğüne bile olsa geri geleceğine inanmaya başlarsınız. Gelince gökmavisi gözyaşlarınızı sileceğini, hayatınızın alt üst olduğu o tuhaf geceleri sileceğini bilirsiniz. Buna inanırsınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kötüsü de gidenin, uçsuz bucaksız, görülemeyen enginliklerinizin içine, doğruluk ve hakikat olarak geri döneceğini ummanızdır. İster istemez yaparsınız bunu... Hiç ummadığınız bir şekilde, yaşadığınız her an onu beklersiniz. Her köşe başından onun çıkacağını umarsınız. Hayatınızın her anında onun tombaladan çıkarmış gibi tekrar karşınıza çıkmasını hayal edersiniz. Sonra umudun karanlık kardeşi hayal kırıklığı gelir. Melankolinizle büyülenirsiniz, çok canınız yanar ama bu size mazoşistçe zevk verir. Bir süre sonra geçmişinize değil, acınıza aşık olduğunuzu anlarsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya'daki en insanca yaşayan insanların merhametsiz insanlar olduğunu düşünmeye başladığınız an salaklığınızı evrene kanıtlamış olursunuz. Çizdiğiniz yükselen gerizekâlı profili, yanına ataçladığınız alkollü nefes ve konuyla alâkasız eş dostla "salaklığın resmi"ni yeniden şekillendirmiş olursunuz. Dediğim gibi, günleriniz gecelerinize karışır, rüyalarınızsa gerçeklerinize...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre sonra hava içinizden geçmeye başladığında hayaller alemine yaptığınız yolculuğun aslında çok da gerekli olmadığını anlayacaksınızdır ama iş işten geçecektir. Ağlamak fayda etmez ki zaten ağlayacak gücünüz kalmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişi beklersiniz yeniden, bir günlüğüne bile olsa geri geleceğine inanmaya başlarsınız. Gelince gökmavisi gözyaşlarınızı sileceğini, hayatınızın alt üst olduğu o tuhaf geceleri sileceğini bilirsiniz. Buna inanırsınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-6375852088907391470?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/6375852088907391470/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=6375852088907391470' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/6375852088907391470'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/6375852088907391470'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2008/01/komedya.html' title='Komedya...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-6781818550130088494</id><published>2007-11-23T04:46:00.000+02:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.131+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Kaşık</title><content type='html'>&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px;" src="http://www.iansmith.co.uk/image/blog/March2007/PanLabyrinth_4.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;Seni seviyorum dediğimde neyin farkedeceğini sorma artık... Benden bir şeyleri değiştirmemi bekleme... Ne legodan kalelerim , ne de sıvı ihtiva eden bir egom var. Şekil değiştirebilmekten çok uzağım. Kullanışlı değilim. Betonlaştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerede olduğunu bilmiyorum. Ne zaman beni göreceğini de... Artık kelimeleri havaya sıkmayı bıraktım. Kullanmadığım onlarca döküntünün arasında yer aldı yalanlarım... Yoklar ve huzurluyum. Kendimden başka birileriyle yüzleşmek iyi geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni seviyorum dediğimde kime bakacağını bil artık... Görünmez olmaktan sıkıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak ben buradayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne gözlerimde kanlı yaşlarım ne de ağrı dolu bir kalbim var. Koskoca bir beton duvar gibi karşındayım. Oy beni, yık, unufak et. Sonra kendini yıkıntımın kumlarına bula ki sonsuza dek sana yapışıp kalabileyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni seviyorum dediğimde sonsuza dek seninle olabileyim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-6781818550130088494?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/6781818550130088494/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=6781818550130088494' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/6781818550130088494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/6781818550130088494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/11/kak.html' title='Kaşık'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-2121900993900475325</id><published>2007-10-31T16:10:00.000+02:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.132+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Bik bik?!</title><content type='html'>Tek istediğim ılık bir yerdi. Bunu vermektense ölmeyi yeğledi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-2121900993900475325?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/2121900993900475325/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=2121900993900475325' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/2121900993900475325'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/2121900993900475325'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/10/bik-bik.html' title='Bik bik?!'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-3647209108693629488</id><published>2007-10-19T04:58:00.000+03:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.132+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>LSD!</title><content type='html'>&lt;img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/5/58/LSD.png/180px-LSD.png" align="right"&gt;Yağmur yağdığında aranızdan birinin başına aynı şey geliyor mu, bilmiyorum ama her yağmur yağdığında benim sırtımda bir delik açılıyor. Önceleri önemserdim, artık umursamıyorum ya da umursamadığımı sanıyorum. Kocaman bir delik, içerideki her şeyi dışarı döküyor. Geçmişim aynı zamanda geçtiğim yeri kaplıyor. Arkamı dönmeye korkuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yağmur yağdığında biraz daha deliriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meleklerden anlamam ama yağmur yağdığında Ogzonor'ların (büyük meleklerin) ağlamadığını biliyorum. Bütün samimiyetsizlikleri ve asık suratlarıyla oradan oraya koşturuyorlar. Yağmur yağdığında çok ölen oluyor. Birbirini sevmeyen herkes birbirlerine olan sevgileri yüzünden hayata katlanamadıklarını düşünüyorlar ve BUMMM!!! Olan oluyor. Şit hepıns?! Hadi millet, parti bitti, oda müziği anlayışınızı evinizde değerlendirin!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitme dendiğinde giden herkesin köküne dökülmesi gereken kibrit sularının nereye gittiği, Pluton'un gezegenlikten çıktığı günden beri aklımda bir soru işareti... "Gitme dedik ya, nereye gidiyorsun?" diyememenin acizliği paha biçilemez bir düş kırıklığı... Melankoliye para vermek isteyen varsa, LSD'ye para versin. Gerçekten yaşattığı düş kırıklığı para biçilemez. Beyin mi? Sınır mı? Geç bunları Esteban, bak arkanda ayı var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün evime gelirse benimle olsun istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün evine gidersem onunla olmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bu kadar, net!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-3647209108693629488?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/3647209108693629488/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=3647209108693629488' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/3647209108693629488'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/3647209108693629488'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/10/lsd.html' title='LSD!'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-6936949571968166998</id><published>2007-10-11T01:27:00.000+03:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.132+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Mezartaşı</title><content type='html'>&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/171/463975800_8232ec1cb6.jpg?v=0" align="left" valign="bottom"&gt;Aslında ne kadar ötede durduklarına dair bir öngörüydü adamınki... Yansımaların silikliği, sadece mesafeyi netleştirmişti. Tanrıların sofrasına oturmak iş değildi ama kalktıktan sonra gerçekleşecek olaylar, merhametin kuş tüyü ellerinin dokunmadığı cinsten olacaktı. Öyle ya da böyle, zaten canı yanıyordu. Utanç, suçluluk duygusuyla evlendiğinde elinde kalanın koca bir boşluk olduğunu görmüştü ve evrendeki hiç bir şey koca bir boşluktan daha çok can yakamazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç adet AAA boyutundaki pilin bir insanı öldürebileceğini bilemezdi ama öğrendi. Kömürden bir bakış açısı kazanmak adına yaptıklarını burada anlatamam. Şu kadarını söyleyebilirim, dünyasındaki bütün o pisliğin, yanan bir bacada olduğu gibi teker teker üzerine döküldüğünü gördüğünde çoktan kurum kusmaya başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrıların sofrasına oturdu. Hiç bir şey yemedi. Dinlendi, dinledi, dillendi. Masadan kalkıp dışarı çıkabildiği için bir şeylere şükretmek zorunda olduğunun farkına vardı çünkü göremediği yumuşacık kanatlar, nasıl olduysa, onu sarıp dışarıdaki zulümden korumuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evine doğru yürürken bir parkta, bir banka oturdu. Bir sigara yaktı. Bir nefes çekti, öksürdü. Sonra bir nefes daha çekti. Gözü yerdeki bir yazıya takıldı;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Soluduğun hava senin için güvenli..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayağa kalktı, eve doğru yürümeye başladı. Duvarın birinde "Eve gel çünkü biz oradayız ve güneş burada..." yazdığını gördü. Anlamaya başlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam eve vardı. Evden bir daha hiç çıkmadı. Bir kelebeğinkine benzeyen küçük çirkin suratını bir daha gören olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimileri buna şükretti, kimileri ağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben? Ben sadece anlattım. Sadece bir kere... O da sana... ve sanırım bu yüzden acı çekiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-6936949571968166998?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/6936949571968166998/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=6936949571968166998' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/6936949571968166998'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/6936949571968166998'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/10/mezarta.html' title='Mezartaşı'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-8815411950335376169</id><published>2007-09-25T00:37:00.000+03:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.132+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Olanlara dair...</title><content type='html'>&lt;img src="http://www.tinsleytransfers.com/fx_files/FX-204.jpg" border="0" align="right" /&gt;Günler çok değişti. Eskiden kralların ve kölelerin yeri belliydi. En azından benim büyüdüğüm günlerde... Şimdilerde fildişi piyonlar ahşap vezirlerin üzerine "Zippo" gazı döküp ortalığı duman altında bırakıyorlar. Küçük ve basit adamlar ellerine silah alıp büyük ve nitelikli adamları tarihe gömüyor. Benim durumum her ne kadar daha farklı olsa da bu gibi detaylar aklıma geldikçe daha da hastalanıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz benim saçlarımın gen yapımdan dolayı mı döküldüğünü sanıyorsunuz? Ben doğaya olan hıncımı, sizlerin aksine, kendimden çıkarıyorum. Zira ben de sizler gibi aslında doğadan değil kendimden nefret ediyorum fakat bunun lanet farkındalığını uzun süredir yaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gündür olmam gerekenden daha sulugözlüyüm. Özlüyordum, özlüyorum ve özleyeceğim ama bununla ilgili herhangi bir şey bilmesini istemiyorum. Bir tek sen kaldığın için sana yazıyorum. Nasıl soğutmayı başardım onu kendimden?! Gerçekten, tüm kalbimle bunları hissediyor muyum yoksa yeniden illüzyonumu mu yaşıyorum? Onun karşısında ağlamamak için kendini zor tutan çocuk ben değil miydim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlardan dolayı mı ben kendimi yoketmek istiyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessiz çığlıklarım var ve abecem karmakarışık... Ödlekliğim beni başladığım deliğe geri çekmesin diye cesur davranmaya çalıştım, ne var ki sonuç benim için yine değişmedi. Eskiden olduğum şeyin parçaları benden çok daha eski bir şiirin kıymıklarıymış. Ne kadar alışılagelmiş ve avanakça değil mi? Sonunda elimde tek kalan köhne bir hayat hikayesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an çukurun dibindeyim ve dünya beni bekliyor. Birazdan ben gözlerimi kapatırken siz yine bir kurşunun yine bir beyni dağıtmasına şahit olacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişimler de böyle değil midir? Girerler, çıkarlar ve arkalarında bıraktıkları dehşet toparlandığında sonuç yıkımdan ibarettir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-8815411950335376169?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/8815411950335376169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=8815411950335376169' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/8815411950335376169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/8815411950335376169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/09/gnler-ok-deiti.html' title='Olanlara dair...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-2643707371326227883</id><published>2007-09-13T22:15:00.000+03:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.132+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Kıyıntı Kıymık...</title><content type='html'>Çok fena karnım ağrıyor. Midemde bir alien besliyorum sanırım... Trafik işaret ve işaretçilerinin sırtımda bıraktığı izleri taşımaktan yoruldum ama söküp atılmıyor ki namussuzlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir'i özlemişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız kaldığım şehirleri seviyorum oysa ki... Nedense o şehirle bu sorunun üstesinden gelemedim. Kapılarımı çalıp durdular, oysa ne olurdu biraz oluruna bıraksalardı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafamı kesmek istiyorum zaman zaman, düşünmeyi kessin diye... Ve kendimi (nedense) çok kirlenmiş hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(HEY, Merhaba, Bak ben dışarıdayım, bir başıma, yapayalnız...) İçim acıyor sanırım... Kokuyorum içten dışa... Keşke dünyayı benim gözlerimden görebilseydiniz. Değişen hiç bir şey yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana birileri tekrar gülebileceğimi söylesin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-2643707371326227883?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/2643707371326227883/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=2643707371326227883' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/2643707371326227883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/2643707371326227883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/09/kynt-kymk.html' title='Kıyıntı Kıymık...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-8190491273357304926</id><published>2007-09-13T22:14:00.001+03:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.132+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Günlerden 1 gün?! Bölüm 1</title><content type='html'>Yönümü kaybettim gibi görünüyor. Önüm arkam sağım solum sobe... Bilsem hangi yönün ne olduğunu çözeceğim gidişatı ama elimden kayıp gitmesine izin verecek gücüm de yok. Kendimi desteklemeye dahi gücüm yok. Kendine oyuncaklarla dolu bir oda bahşedilmiş ama bir süre sonra orayı terketmek zorunda olan "Ben biraz daha oynayayım mı?" diyen çocuk gibiyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeytanımla kaliteli vakit geçirdim. Bana dedi ki; "Senin ebeni belleyeceğim olm?! Sonunda ben kazanacağım. Nıhahaa?!". Ben de bunun mümkün olamayacağını söyledim. Ağladım biraz... Geçti sonra... Ödünç gülücüklerimle bu gece bolca zaman geçirdim. Pırıltım yerini matlığa bıraktı. Daha önce de söylemiştim, mat bir adamım. Hah?! Pek de mühim bir hadise değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ya şeytanımla kaliteli vakit geçirdim ve o bu sefer beni eğlendirmek yerine niyetini söyledi. Üzüldüm ama geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeytanımla çok mu içtik ne?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-8190491273357304926?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/8190491273357304926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=8190491273357304926' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/8190491273357304926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/8190491273357304926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/09/gnlerden-1-gn-blm-1.html' title='Günlerden 1 gün?! Bölüm 1'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-175099698160778629</id><published>2007-09-13T22:13:00.000+03:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.133+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Booom boooom?!</title><content type='html'>Bu şehirde sıpaydırmen hareket edemez. Yalnız kalır. Nedense havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez, yoktur sığınabilecek bir kapısı, çatısı ya da herhangi bir yer...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaçsızdır ama bir amacı varmış gibi görünür bu şehirdeki insanlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ulan ne kadar yitiksiniz?" dediğinde suratına bönbön bakar Mecidiyeköy Teknosa'da çalışan görevli... Sonra sana kapıyı gösterir. Söylediklerinin altında yatanı anlamaz ve sen de söylemek istediğini çok sonra çözümlersin. Gölgelerin altına uzanıp güneşin altındakileri izlediğinde niye terlemeye bu kadar gönüllüler diye düşünürsün ama düşünmenin de anlamı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen özlersin. Okunduğunu bilirsin bu satırların ama umursamazsın okuyacak sahiplerini... Anılarına sahip oldukları için onlar senin de sahibindir ve zamanla bu dünyaya dair hiç bir şeyin sahibi olmadığını anlarsın. Karnın ağrır önce... Sonra bir miskinlik çöker vücuduna... Bu ilkokul öğretmeninin seni azarlayacağını düşünmek kadar baş ağrıtıcı bir durumdur. Bisikletini çaldırmış bir çocuk gibi ensenden ter boşanacağını sanırsın ama yine de söz konusu hayatın olduğu için bütün bu düşünceleri ciddiye almazsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kargalar pencereden yatağına seslendiği an binlerce düşünce aklından gökyüzüne havalanır. Yatakta neden uyuyamadığını unutur, kargalara küfredersin. Kendinle başbaşa kaldığında yine yüzlerce düşünce ve geleceğe dair öngörülerin, hayallerin ve bir dolu ıvır zıvır beynine çöker. Sen yine kendini umursamazsın. Olacakları düşünürsün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın boyunca daima hatırlaman gereken tek şey düşünmekten bir gün emekli olabileceğindir. Bunu unuttuğun anda olacaklardan şirketimiz sorumlu değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlerime burada son verirken aklıma gelen güzel bir şarkıdan kendimle ilgili bir not düşmek istiyorum;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;You can't stop me you know who I am.&lt;br /&gt;This justifies now just what I am. &lt;br /&gt;You crucify me won't lay by my side. &lt;br /&gt;And now you'll need me until I die.&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-175099698160778629?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/175099698160778629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=175099698160778629' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/175099698160778629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/175099698160778629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/09/booom-boooom.html' title='Booom boooom?!'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-1321140173203909876</id><published>2007-09-02T06:39:00.000+03:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.133+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Vik The?!</title><content type='html'>Kafamda damar diye atan onlarca fısıltıya acayip sinirliyim. Korkudan yüzüm bembeyaz, ayak parmaklarımı halıya gömdüm. İçimde kaçırılacakmışım gibi bir his var. Ben kim miyim? Ben akılım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes fırtına gibi eserken ben hâlâ yerimde sayıyorum ki bu beni hiç de huzurla doldurmuyor. "Yalan işler, yalan insanlar, yalan döngüler lan bunlar?!" diye ahkâm kesiyorum kendime ayna karşılarında... Sevemiyorum kendimi uzun zamandır... Dokunmuyorum bile... Oysa ki iyi bir adamdım, gerçekten zorunda kalmadıkça incitmedim kimseyi... Olanlar hep incitmediğimden oldu ya zaten... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acımasızca davranmayı öğrendiğimde karşımda suçlayabileceğim birini bulmuştum. Aynadan bana bakıyordu. İçinde bulunduğu evrende yazılar ters olmasına rağmen onları oldukları gibi algılayan bambaşka bir adam... ÖSS sorusundaki mum gibiydim. Birbirimize, dünyalarımıza ve aynaya eşit uzaklıklardaydık ama iki ayrı adamdık. Çok uzun bir zamandır benim yerime o düşünüyordu, benim yerime o davranıyordu, benim yerime o harekete geçiyordu. Üstelik bir hiç için... Bir hiç için tüm sahip olduklarını yıkabiliyor, sonra yarı yoldan onları toparlamak için geri dönüyordu. İşte o adamdan o gün nefret ettim. O bendim ama ben o değildim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözüm görmek, elim dokunmak istemiyor. Kimseye, hiç bir şeye... Kendimden o kadar tiksiniyorum ki dokunduğuma bu iğrenç illeti bulaştıracakmışım gibi hissediyorum. Dünyanın renkleri çoğu zaman parlak ama ben kendime hep mat görünüyorum. Şaka değil, evet, depresyondayım ama ne öğünlerimi bölüyorum ne de akşam saat altı ila oniki arası uyuyorum. Hiç kurtulamayacağımı sanıyorum. Arkadaşlarımın "Ne derdin var y....m?! Gül gibi yaşıyorsun işte?!" demelerini geçtim, beni hâlâ görememelerini anlayamıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sizle konuşurken ben olmayı uzun süre önce bıraktım. Suratımda portakal kabuğu görünümüm sizler için eğlence kaynağı olabilir, bana çirkin de diyebilirsiniz ama ben iyiyim, ben güzelim, ben nurum. Kendimi hapsettiğim zindanın içinde nârda yanıyor olabilirim ama nur, nârdan gelmez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen bunu okuduktan sonra bana hayatla ilgili güzel şeyler söylemeye çalışmayın, inanmıyorum ve inanmayacağım. Yarın beni yine gülerken, birileriyle geyik yaparken göreceksiniz ve bende aslında hiç bir sorun olmadığına o kadar inanacaksınız ki beni de buna inandırmaya çalışacaksınız ama üzgünüm?! System HALTED?!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-1321140173203909876?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/1321140173203909876/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=1321140173203909876' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/1321140173203909876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/1321140173203909876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/09/vik.html' title='Vik The?!'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-483045058451281748</id><published>2007-07-31T00:38:00.000+03:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.133+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Yangınlar ve külleri...</title><content type='html'>Gitmek istediğim günlerden biri... Her saniye tenimde bir kaç tel beyazlıyor ve bir fırtınanın merkezinde dahi kağıttan uçaklarımızı fırlatacağımız bir alan var. Yüzük parmağımdaki sızı beni öldürecekmiş gibi hissediyorum. Şu an ağlamak için her şeye sahibim ve (zaten) bu satırları yazarken farklı bir şey yapmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ötesi diye bir şeyin var olmaması beni yok eder mi? Yoksa yarattığım kelebek etkisi evrenimin sonuna kadar mı sürecek? Yaşadığım evren benim evrenim değil ki... Gitmek istediğim nokta benim evrenim... O halde? Neden korkuyorum? Hadi çekilsem ya kabuğuma? S.ktirip gitsem ya yiteceğim yere?! Cesaretim mi yok sanki?! Ölümden korkmuyorum ama yaşayacaklarımı görmeden s.ktirip gitmek istemiyorum. S.kilsem de sevilsem de yaşayacağım ve bu benim kararım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra söz verirken parmaklarımı arkada kıvırmayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben zırlamaktan korkmuyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-483045058451281748?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/483045058451281748/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=483045058451281748' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/483045058451281748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/483045058451281748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/07/yangnlar-ve-klleri.html' title='Yangınlar ve külleri...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-2651467349201666727</id><published>2007-07-18T14:44:00.000+03:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.133+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Defo?!</title><content type='html'>&lt;img src="http://img.mp3sugar.com/artist/artist_1770.jpg" align="right" border="0"&gt;&lt;br /&gt;Güven, kaybetme korkusundan kaynaklanan bir sanrı... Yalan, yaşamdaki klişelere karşı bir başkaldırı... Kazalar, birbirine çarpan arabalar ve içindeki insanlar, benim için ölü olup hayatını benden çok uzaktaki dünyalarında sürdürenler... Kendilerine güvendiklerini söyleyip doğruları için ölecek olanların tek yaptığı sahne şovu... Hangi salak bugün çocuk olmayı ister ki? Ahh, yapmayın lütfen, çocuk olup ne b.k yiyeceğinizi sanıyorsunuz da çocukluğunuzu istiyorsunuz. Gerçekten şu an çocuk olsanız temizliğin adını kirleteceğinizi hiç düşünmüyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalanlarıyla kurduğu dünyanın tahtına oturmayı başaran bir adama doğruları yüzünden ölen bir adamdan daha çok saygım var. Kim bilebilir ki yalanların aslında yeni gerçeklerin temeli olduğunu... Beynin ses çıkışlarından yükselen onlarca desibellik dalgaların başka bir beyinde oluşturduğu imgelemlerden ibaret insanlarsınız. Mânâsız sözler ve anlamsız fotoğraflar sizi etkilerken Sümerler'in papirus üzerinde keşfettiği şu şekiller size bir gram bir şey ifade etmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görmüyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalandan tahtlar kurup oturanlar sizleri hayattayken etkiliyor. Doğruları yüzünden ölenlerin değerini onlar ölüp gittikten sonra anlıyorsunuz. Çocuk olmak isteyip çocukluğun saflığını kirletiyorsunuz. Hiç bir zaman onlar kadar saf olamayacaksınız, asla kelebekler gibi dansedemeyeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanında kendini kaybeden bir adam tanıdım. Kendini tekrar bir tuvalette buldu. Çünkü kendisini kısa bir süre önce tuvalete bırakmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey son bulur. Doğrular da... İkilemler de... Görmek istediğinizi görürsünüz, görmek istediğinizi görmezsiniz. Mühim olan gözlerinizi kapattığınızda gördüğünüzdür çünkü sizi terk etmeyen O'dur. Bu imge ne olursa olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valhalla'ya giden bir Viking olmaktansa cehenneme gidecek bir Müslüman olmayı tercih ederim. Belki bana içinde iki tane 100 Wattlık Riviera amfi, dandik bir Riviera kafa, yeteri kadar analog efektör ve bir Les Paul hediye eder Tanrı... Ben de sonsuza dek acımı çekerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dünyadan sonra yaşayacağım Dünya umarım yalanlarım ya da hayallerim olur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-2651467349201666727?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/2651467349201666727/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=2651467349201666727' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/2651467349201666727'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/2651467349201666727'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/07/defo.html' title='Defo?!'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-563336486731023126</id><published>2007-06-14T05:00:00.000+03:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.133+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Bir kısım gerçek?!</title><content type='html'>&lt;img src="http://www.biocrawler.com/w/images/thumb/3/35/250px-Nagasakibomb.jpg" border="0" align="left"&gt; Bazı insanlar vardır, onlara yakın olmayı çok istersiniz. Onları seviyorsunuzdur fakat bunu asla anlayamazlar. Asla anlayamayacaklardır. Bazı kilitlerin ardına o kadar takılı kalırlar ki... Siz de onların kendilerini kilitlemelerine sebep olmuşsunuzdur aslında... Bazı anlarda onlardan tiksinmişsinizdir. Yaptıkları hatalar gözünüzün içine girdiğinde onları olanca gücünüzle ardınızda bırakmak istersiniz ama yapamazsınız. Çünkü onları gerçekten seviyorsunuzdur. Teniniz onları istiyordur, kalbiniz amacını yitirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özlersiniz ama gitmişlerdir. Yerinde küller vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu acı verir. Acırsınız, yitecek gibi olursunuz. Önce enseniz yanmaya başlar, ardından sıcaklık kulağınızın arkasına ve hemen ardından şakaklarınıza tırmanır. Yanmaya başlarsınız. Alev vücudunuzu sarar fakat çürümekte olan dünyanızdaki hiç bir su kaynağı bu ateşle başa çıkamayacaktır. Ateş içinizdedir ve nefes almak sadece onu körüklemenize neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de ölmek istemezsiniz çünkü doğal sebepler yokken ölmek aptallara göredir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özleminizle yaşamayı öğrenirsiniz. Yaşadığınız toksin dolu bu çevreye direnen vücudunuz basit bir yokluğa mı dayanamayacak? Hah, görülmüş şey değil doğrusu... Direnirsiniz, direnirsiniz, direnirsiniz. Etrafınıza surlar örmeye başlarsınız. Kendinizi daha fazla korumak için çevrenize örttüğünüz duvarın çapını genişlettikçe içerideki alanınız daralır. Bir gün kendinizi kapattığınız o lanet olası alanda hareket edemediğinizi farkedersiniz. Ertesi gün oksijensizlikle başa çıkmaya çalışırsınız ama dayanamadığınızı farkedersiniz ve elinizin tersiyle oluşturduğunuz tüm duvarları yıkarsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olur biliyor musunuz? Size saldıran, sizi parçalamak isteyen tüm acılarınız karşınızdadır. Siz onlardan kurtulduğunuzu sanırsınız ama onlar oradadır. Çünkü onlar sizden başka kimse değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar size yine acı verir ama aynı zamanda onları seversiniz. Çünkü onları bırakanları, sahiplerini, sizinle birlikte onları oluşturan ortaklarınızı seversiniz. Ne kadar reddetmeye çalışsanız da onları özlersiniz. Çünkü özlem, derinizle kaplı kaburgalarınızın hemen içindeki kalbinize gömülü bir mezarda yeniden doğmayı bekleyen bir ölü gibidir. Toprağına üflediğiniz zaman ayaklanıverir ve ilk günkü gibi karşınıza dikilir. Ona sarılabilirsiniz ya da onun beynine bir kurşun daha sıkabilirsiniz. İkisi de hiç bir şeyi değiştirmez. Ölse de geri dönecektir, sarılsanız da o size sarılmayacaktır. Özlem boşluktan başka hiç bir şey değildir. Sadece sahipleri onların içini doldurabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeniden uyanılan sabahların eskide kalan hiç bir şeyi silmediğini bilmek kadar acı bir olay yoktur ama alışırsınız. Özlemeye o kadar alışırsınız ki bir süre sonra özleminizin varlığını dahi farketmez olursunuz. Dedim ya, alışırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alışmak insandan gelir.&lt;br /&gt;Alışmak kanınızdadır.&lt;br /&gt;Alışmak, hayatın kendisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek söyleyebileceğim, acınızın sizi asla terketmeyeceğini bilin. Terkettiğini düşünürseniz kaybedersiniz, sizi hiç ummadığınız bir anda tekrar yaralar. Mezarından yeniden çıkar. Tekrar üzerini kapamak zorunda kalırsınız ve üzerini kapamaya çalışırsanız yeniden hata yaparsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giden arkanıza geçeceğine bırakın önünüzde yürüsün. En azından yokluğunun nelere kadir olduğunu görürsünüz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-563336486731023126?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/563336486731023126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=563336486731023126' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/563336486731023126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/563336486731023126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/06/bir-ksm-gerek.html' title='Bir kısım gerçek?!'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-8780319956456760444</id><published>2007-05-28T01:02:00.000+03:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.133+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Çarpışma Alanı...</title><content type='html'>&lt;img src="http://www.insurevents.com/images/car%20wreck.jpeg" border="0" align="left" /&gt;&lt;br /&gt;Evet, sonunda uzun süredir açmayı düşündüğüm çarpışma alanımı yarın hizmete sokuyorum. Neanderthal küllerin güneyine kurduğum toplamda dört blokluk bir mahalle ve bu mahallenin arasından birbirini çaprazlama kesen iki adet dört şeritli caddeden oluşuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki burada ne oluyor diye soracak olursanız söyleyeyim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarpışma...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzlemek istediğim an iki caddenin herhangi iki tarafından çıkan iki araba birbirine giriyor. İçindeki yolcuları ben belirliyorum. Maksimum dört farklı yön olduğu için pek bir çeşitliliği yok. Arttırmayı da düşünmüyorum. Benim istediğim sadece çarpışmalar yaratmak... O veya bu şekilde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köşelerdeki dört bloğun altına da kafeler koydum ama kafelerin hepsinin iç tasarımı birbirinin aynı... Zaten aslında tek bir kafe var. Bütün kapılar aynı kafeye açılıyor. Kafenin içinde tek değişense girilen kapıya göre değişen pencere manzarası... Binalara giriş yok, zaten bu dünyadaki tüm binalar başka bir hikayenin konuları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarpışmalar sadece maddeler arasında gerçekleşen bir olay değildir. Çarpışmalar hayatlar arasında gerçekleşir. Bunun sihrini anlamaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarpışma alanım içinde bulunmak isteyen herkese hayırlı olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-8780319956456760444?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/8780319956456760444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=8780319956456760444' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/8780319956456760444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/8780319956456760444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/05/arpma-alan.html' title='Çarpışma Alanı...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-5014878672855853046</id><published>2007-05-23T04:17:00.000+03:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.134+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Yalıtım...</title><content type='html'>Şu an aklımda tek bir şey var. &lt;img src="http://www.thai-folksy.com/Image/Oths/Religions/Ancient/Indian/asiria.jpg" border="0" align="right"/&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de tek nokta... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek düşüm...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız kalıp sonsuz huzuru bulabilmem için her şeyi kapatmalıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yatıyorum. Gitmeden önceki son sözlerim sonsuz huzurumu bulabilmek için yalvarmak üzerine olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kime mi yalvaracağım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kendini biliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-5014878672855853046?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/5014878672855853046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=5014878672855853046' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/5014878672855853046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/5014878672855853046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/05/yaltm.html' title='Yalıtım...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-7092623102414114348</id><published>2007-05-23T02:55:00.000+03:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.134+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Gelen, giden ve boşluk komedi dans üçlüsü</title><content type='html'>&lt;img src="http://img175.imageshack.us/img175/5462/aroundthefurjpgxl3.jpg" border="0" align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne kadar hep isteklerime göre yaşadım. Başkalarınınkine göre değil... Artık gitmek istemiyorum. Gitmelerini istiyorum. Etrafımdaki bir çok insanın gitmesini istiyorum. Yapay sorunları olanların... Bensiz kalmak isteyenlerin... Kırılıp kırılmamaları umrumda da değil... Beni çığlıklara boğup sonra gitmemi istemelerinden sıkkınım. Koleksiyoncu değilim, kırık kalpler ilgi alanıma girmiyor. Zaten ceset dolu topraklarım... Artık gömü yapacak yerim yok. Benim kalbim hariç herhangi bir yerde ölebilirler. Cidden umrumda değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beynimi kilitledim, düşünüp durmanın verdiği yapay sıkıcılıktan uzaklaştım. Hayatımı yaşıyorum. Kafamda durmayan bir davul var. Farklı ritmler çalıyor sıkça... "Bu haftayı geçen haftanın kasvetiyle yaşamak istemiyorum" dediğimde bana yepyeni bir ritm verdi. İnanmaya başladım. Tekrar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı insanların karşısında kitleniyordum. Onların isteklerini önemsiyordum. Bu saatten sonra önemsemiyorum. Onlar konuşmak istemedikten konuşmayı da düşünmüyorum. Konuşmayı istiyor muyum? Çok fazla konuştum zaten... Kendimi tamirhanedeki yağlı bir paçavraya çevirdim. Sadece mutlu olsunlar diye... Artık mutlu olmalarını umursamıyorum. Hayal dünyamı yıkıp geçmeye kalktım, pişman değilim. Revize edilecek onca şey varmış. Ah Tanrı'm, eski çekmeceler, ölü bedenler, kirlilerle dolu gardıroplar... Saat bile bozulmuş. Kendime ne yapıyordum? Sürgüne giden yarım beni terketti terkedeli kendime ne yaptığımı sanıyordum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şükürler olsun ki artık bitti. Geri döndüm. Yine bir bütünüm ve yine sinirliyim. Kendimden başka kimseyi önemsemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana bu ortamlarda hiç bir şey dememekle (diyememekle) hükümlüsünüz. Söyleyecek sözü olanlar beri gelsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-7092623102414114348?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/7092623102414114348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=7092623102414114348' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/7092623102414114348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/7092623102414114348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/05/gelen-giden-ve-boluk-komedi-dans-ls.html' title='Gelen, giden ve boşluk komedi dans üçlüsü'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-390774310353709979</id><published>2007-05-23T02:47:00.000+03:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.134+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Kurşun döngüsü?!</title><content type='html'>&lt;img src="http://doctorflowers.typepad.com/photos/uncategorized/005822smredmornglory02.jpg" border="0" align="left" /&gt;Anlatabileceğim her şeyi bir kurşuna anlatmak... Üstelik diğer elimde bir .38lik tutarken... Beni anlayabileceğini düşünmek ve DAHA fazlasını tüm bu olanlardan benim için bir ders çıkarıp bunu bana sunmasını beklemek... Ortada olan tek şey bu... Hiç bir ümidi kalmayan bütün günahkârların yaptığını yapmak... Belki de tek çözümüm budur. Evet, ona bir şans vereceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerim kan çanağı ve elimde bir kurşun var. Uyumam gerekiyor. Net!! Daima sevdiğim ve (eğer yaşasaydım) seveceğim tek bir renk vardı. Şu iki kutudan herhangi birini boş bıraktığımda çıkan o tehditkâr kırmızı... Kötülük dolu kırmızı... Güllerin kırmızısı... Bir zamanlar birilerinin kitaplarında kulelerinin etrafına döşediği, benim tabutuma kazıdığım güllerin o kan kokan kırmızısı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve evet... İlişkiler ve kehanetler haricindeki her şey ucu ucuna kaçırıldı. Dilimden çıkan tek bir kelimenin bile duyulmasını istemedim aslında... Zira kafamdan çıktıkları zaman, içeride oldukları kadar harika durmuyorlardı. Adakların hiç kurnaz olmadıklarını savunurlardı. Ben kurnazdım, bilmiştim, kuralına göre oynuyordum. Demek ki yeterince iyi değilmişim. Ne uğruna olduğunu bilmeden adaklık oldum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-390774310353709979?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/390774310353709979/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=390774310353709979' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/390774310353709979'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/390774310353709979'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/05/anlatabileceim-her-eyi-bir-kuruna.html' title='Kurşun döngüsü?!'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-4617353429038693657</id><published>2007-05-23T02:36:00.000+03:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.134+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Güzelyalı Sahil Bulvarı...</title><content type='html'>"Kurtar beni, ölmek istemiyorum. Lütfen durma orada!" diye haykırmak istediğiniz oldu mu, olmadı mı bilmiyorum. Benim hayatımda çok sık başıma geldiğini söyleyemem. Son günlerde bunu bağırmanın bir anlamı olmadığını anladım. Sanırım küçük çakıl taşları elden çok kolay kayabiliyormuş. Küçük bir çakıl taşı olarak (ki elmas bile olsam bu değişmezdi, eminim) aşağı düşerken elini kaldırmaya dahi tenezzül etmeyen onlarca insanın bakışları arasında bir yerlere düşüyorum. Düşmem ya da düştüğüm yerin rahatlatıcı olması önemli değil, ben sadece yanımdan esen rüzgardan ve karanlıktan sıkıldım. Belirsizlik de bir yerden sonra önemini kaybediyor. Umursanmıyor bile...&lt;img src="http://img525.imageshack.us/img525/9343/cabalamineralisvv2.jpg" border="0" align="right" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keyfim mi yok? Ah, günaydın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı sabahlar gerçekten şarkıda söylediği gibi hâlâ hissedip hissetmediğimi anlamak için kendimi acıtmak istiyorum. Sonradan hislerimin de gereksiz olduğunu düşünüp bu işten vazgeçiyorum. Hissetsem ne farkeder? Bunu dillendirsem de bir işe yaramıyor bu aralar... Herkes ve her şey hislerimi törpülemem için beni bir taraflara fırlatıp atıyor. Sanki tüm insanlık birlik olmuş, hislerimi köreltmemi istiyor. Bense inadına hissetmek istiyorum. Çatışıyoruz. Zarar gören ben oluyorum. Pembe etimi görüyorum, kan hafifçe sızıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahar güneşi herkes için ışıldamıyor. Özellikle evrenin bu kısmında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Dip Not:&lt;/b&gt; Dün gece rüyamda, içi şans dolu variller üzerime doğru yuvarlanıyor, tam çarpacaklarken yön değiştirip yanımdan geçiyorlardı. Sanırım bu bir işaret... Ona yoruyorum.&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-4617353429038693657?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/4617353429038693657/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=4617353429038693657' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/4617353429038693657'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/4617353429038693657'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/05/gzelyal-sahil-bulvar.html' title='Güzelyalı Sahil Bulvarı...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-4289581297135832213</id><published>2007-04-04T02:15:00.001+03:00</published><updated>2010-10-27T22:08:38.900+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Solucan Deliği...</title><content type='html'>&lt;img src="http://mc2.gulf-pixels.com/wp-content/uploads/2009/07/FY221c15.png" alt="" border="0" align="left" /&gt;Dua ettim bugün, gerçekten bunun mübarek bir olgu olup olmadığı bilmesem de... Bazen seninle ayrı düşmekten korkuyorum ruhum... Sen kafanın alabildiğine düz ovalarda koşarken ben sabah erkenden yataktan kalkıyorum. Otobüse binerken sen bir ağaç gölgesinde gündüz düşleri kuruyorsun. Benim burnumda eski otobüsün yanan fren balatalarının kokusu, seninkinde kır çiçeklerinin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otobüsten inerken koltuğa bakıyorum, orada seni düşürmüş olabilirim diye... Sonradan hiç benim yanımda olmadığını hatırlıyorum. Otobüsten inerken asfaltın acımasız bakışları üstünde yürüyorum. Giriş kapısındaki turnikeye kartımı gösteriyorum. Bipleme kulaklarımı tırmalıyor. Sen kuş seslerinden hiç rahatsız değilsin oysa ki... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçeden D bloka doğru ilerlerken binalarda yanına gelebileceğim bir solucan deliği arıyorum ama nafile... Beni 18 yıl öncesindeki Gödence'ye götürebilecek herhangi bir solucan deliği barındırmıyor duvarlar... Karşımdan gelen tanıdık bir kaç insanı başımla selamlıyorum. Binaya girerken duvarlar tavanla doğru içe doğru kıvrılıp üzerime yürüyorlar. Tehditkâr havalarının senin bulunduğun yerden duyulmadığına eminim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binanın çatısına çıkıyorum.&lt;br /&gt;Kırın bitip boşluğun başladığı vadi manzaralı uçuruma yürüyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çatıdan aşağı, boşluğa doğru bakıyorum.&lt;br /&gt;Uçurumdan aşağı boşluğa doğru bakıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimizi boşluğa bırakıyoruz ve süzülüyoruz. Zaman denilen aynanın iki tarafındaki aynı çocuğuz. Dünyalarımızın biri kasvetli, diğeri huzur dolu... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve biz, iki dünyanın inceldiği noktada, yere, mutlak duvarımıza, birbirimize çarpıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınıfta uyanıyorum. Olan bitene anlam veremesem de;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dua ediyorum ruhum... Benden uzak düşme diye... Rüyalarında durmadan aşağı düşen ergenler gibi olmayalım diye...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-4289581297135832213?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/4289581297135832213/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=4289581297135832213' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/4289581297135832213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/4289581297135832213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/04/dua-ettim-bugn-gerekten-bunun-mbarek.html' title='Solucan Deliği...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-9084003281266816153</id><published>2007-03-30T21:20:00.000+03:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.134+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Arabalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>İlişki Uzmanları ve Hayat Kompetanları...</title><content type='html'>Herkes her şeyi ne kadar çok biliyor? Ben hiç bir şey bilmediğimi hep düşünürdüm ama son zamanda artık bundan emin oldum. Ben hiç bir halttan anlamıyorum. Öyle bomboş bir adamım. Onlar her şeyi çok daha iyi biliyorlar. Benim anlayamadığım, idrak edemediğim noktaları onlar anlıyor. Onlar sizi onca itham altında bıraktıktan sonra "tenzih" ediyor, onlar her olayı yorum almadan yargılayıp biletleri kesebiliyorlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sizi duymazlar, boşuna çabalamayın. Kendilerinden başka kimseyi duymazlar. Ancak sınırı aştıklarını anlarlarsa sizi dinlemeyi akıl edebilirler. Eğer o koca egolarının yanında bir parça sağduyu bırakmışlarsa susmayı bile başarabilirler fakat bu da onları çok fazla idare etmez. Bir kısmının beyni o kadar küçüktür ki, sesleri kafataslarının içinde yankı yapar. Bu yüzden sonsuza kadar kendi doğrularını mutlak kabul ederler, herkes hatalıdır. Herkes yanlış...&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Son günlerde bu tip olayları aştığıma seviniyorum. Cypher'ın Switch ve Apoc'un fişlerini çektiği gibi ben de bu insan güruhunun fişlerini çekiyorum. Hayatımla ilgili tüm bağlarını koparıyorum. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yolum ferah, hanemde mutluluk görünüyor, bir balığım bir de kalbim var. Ben parmağımla telveyi sıyırıp kahveyi dilime çalıyorum. Acı... Mutluluk... Hepsi bir arada...&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;i&gt;Mutlu muyum? Oldukça... Rahatladım mı? Oldukça... Tüm duyduğum insan sesleri yavaşça azalıyor. Hiç bir şeyi anlamıyorum, galiba beynim ufalıyor. Ahh Tanrı'm, sesim ne kadar da güzelmiş. Bundan sonra sadece kendi sesimi dinleyeceğim. Yankılı yankılı, ekolu...&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Se, bir ki?!&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-9084003281266816153?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/9084003281266816153/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=9084003281266816153' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/9084003281266816153'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/9084003281266816153'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/03/iliki-uzmanlar-ve-hayat-kompetanlar.html' title='İlişki Uzmanları ve Hayat Kompetanları...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-8234492536920770052</id><published>2007-03-11T05:18:00.000+02:00</published><updated>2008-11-09T05:04:04.135+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Boşluk ve Bileşenleri...</title><content type='html'>&lt;img src="http://www.mtholyoke.edu/~rjbarlow/classweb/Zen/images/emptiness.jpg" alt="" border="0" align="right" /&gt;Net bilgi vermediğim doğru... Senin hakkında hiç bir şey bilmediğim de... Ne diye okuduğuna da anlam veremiyorum bu satırları... Aptal mısın? Derin gerizekâlı mı? Ahh hiç sanmıyorum. Sadece katkıda bulunmak istiyorsun dertlerine, galiba kendi dertlerin sana yetmiyor. Lütfen, eğer boşuna kafanı meşgul etmek istemiyorsan çık dışarı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dualite nedir mesela? Dualite ekonomik anlamda aynı anda MasterCard ve VISA'ya sahip olmaktır, sana en basit şekliyle böyle anlatabilirim. Neden? Çünkü anlamazsın ya da anlatamam. Ahh, seni aşağıladığımı mı düşünüyorsun? Daha önce de söyledim, kafanı meşgul etmek konusunda çekincelerim var. Uğraşmak beni yoruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz günlerde kafamı meşgul ettim bolca, kafam meşgulken çok mutluydum ama şu aralar hayatım çok amaçsız, ağlamak üzereyim. Domuzcuğumu özledim, beni karanlık duvarların arkasında hapis bırakanı... Sarı duvarlar üzerine tırnaklarımla sıva rengi desenler bırakmama neden olanı... Benim küçük domuzcuğumun yeni bişeye ihtiyacı olduğunda beni tamamıyla hayatından ve gerçek hayattan çıkardığı anları özledim. Mazoşist miyim? Hayır, belki evet ama bunun tek nedeni hiç bir şeyin planladığım gibi gelişmemesi... Kahretsin, planlarımın düzgün gitmesi için birilerinin sağ kolunu kesebilirdim. Hatta birilerini vurabilirdim ama... Bu ülkede bunlar yasal değildi değil mi? Unutmuşum, ben hâlâ buraları Sierra Leone sanıyorum. Liberya askerleri, sizlere sesleniyorum, koşun canım benim?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dualiteyi hâlâ öğrenmek mi istiyorsun? Şöyle açıklayayım, misal, fizikte maddenin ve elektromanyetik radyasyonun belli bölümleri en iyi dalga teorisi diğer kısımlarıysa en iyi parçacık teorisiyle açıklanır, bu ikisi için ortak payda gibi görünse de aslında bir dualitedir. Yani bir dalga-parçacık aynı anda hem dalga hem de parçacık özelliği gösterebilir, bkz. Uranyum canötem?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk benden uzak dursun istiyorum fakat kalbimin boşluğunun zihnimin boşluğuyla doğru orantılı olmasını sevmiyorum. Ümidim kalmadı. Kimseler yok, önüm çorak bir çöl... Eğer yeri ıskalarsam, beni uçacağıma inandırabilecek bir kadın arıyorum. 20. yy. yalanlarıyla yaşamayı seviyorum, şu an mutlu olmasam bile, mutlu olduğum anılarımın hepsi o yüzyılda saklı... Tanrım çok paslıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dualite mi? Son açıklama, bu yazının son paragrafı... Dualite birbirine bağlı, biri olmadan diğeri olmayacak zıtlıklardır. Güzellik - Çirkinlik gibi... İşin içine benlik de girerse buna dualizm diyoruz, zıtlıkları bir arada yaşatan varlık... Aynı benim ve senin gibi... Bunu okuduktan sonra yatağına uzan ve düşün, bak bakalım hayatında neler değişecek? Cevap vereyim mi, hiç bir şey?! Çünkü sen bir saattir zırvaladığım bunca şeyden hiç bir şey anlamadın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-8234492536920770052?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/8234492536920770052/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=8234492536920770052' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/8234492536920770052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/8234492536920770052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/03/boluk-ve-bileenleri.html' title='Boşluk ve Bileşenleri...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-2183342536304568179</id><published>2007-03-10T04:17:00.000+02:00</published><updated>2007-03-10T04:49:13.595+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşüş'/><title type='text'>Belki de gitmeliyim.</title><content type='html'>&lt;img src="http://aguswijaya.com/vdiary/wp-content/023kudos01.jpg" alt="" border="0" align="left" /&gt;Yine yağan yağmurun altında tek başıma dans ediyorum. Paslanmamak için... Kalbimin hurdalığa döndüğü gerçeğiyle yaşamak beni o kadar üzüyor ki bazen yaşamaya katlanamadığım oluyor. Aslında tek ihtiyacım olan şey bir kaç kelime aşk sözü fakat kendime "Bunları kimden duyacağını sanıyorsun, salak?!" dediğimde cevap alamıyorum. Alamayacağım. Çünkü bu diyarlarda kimse kalmadı, kalmak isteyenleri de ben beğenmedim, uzun süre boyunca da beğenmeyeceğim.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ben seni hiç ikna etmeye çalışmadım, tek ihtiyacım olan bir kaç kelime aşk sözcüğü...&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sen kimsin? Bilmiyorum, umrumda bile değil... &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ben hep ağlarım, şaşıracak bir şey yok. Ardı ardına kırılıyorum. Biliyorum.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Direncim kırılmak üzere... Bodrum katına terkedilmiş bir saksı petunya gibi direnmeye çalışıyorum ölüme...&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-2183342536304568179?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/2183342536304568179/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=2183342536304568179' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/2183342536304568179'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/2183342536304568179'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/03/belki-de-gitmeliyim.html' title='Belki de gitmeliyim.'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-3893813221632995668</id><published>2007-03-06T01:18:00.000+02:00</published><updated>2007-03-06T01:50:38.420+02:00</updated><title type='text'>Neler bitti?</title><content type='html'>Hiç bilinmediğim bir yerde, hiç farkında olmadığım bir zamanda, bir sonraki noktasını hiç tahmin edemediğim bir hayatı yaşamakta olmaktan memnun olmadığımı düşünsem de için için mutlu olduğumun farkındayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorunlarım ufak tefek ve gündelik... Dünden sonra, yarından önce seyahate çıkmam gerekebilir. Gerekmeyedebilir. Bir seyahatte değil miyim zaten ben? Nereye gidiyorum ki daha?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen kendime soruyorum, ne istiyorsun diye, sonra cevabım hiç bir şey istemediğim oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Defolun?!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-3893813221632995668?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/3893813221632995668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=3893813221632995668' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/3893813221632995668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/3893813221632995668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/03/neler-bitti.html' title='Neler bitti?'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-751915087600550485</id><published>2007-03-05T04:52:00.000+02:00</published><updated>2007-03-05T04:58:13.454+02:00</updated><title type='text'>Gece gündüz atıştır.</title><content type='html'>Olan biteni açıklamanın yersiz olduğu anlar vardır. Salya sümük ağlarken birinin gelip "Neyin var?" diye sorduğu anlar gibi... Anlatmak istemezsin o an, sıkıntını zaten gözyaşlarınla atıyorsundur. Vücudun derdini unutabilmek için ağlamakla uğraşıyordur. Beynin de tam bir muallakta, adeta boşlukta fırıl fırıl dönmektedir. Bazen bu anlarda kendine gelmemek için dua edersin ya, işte hep gelirsin kendine... Boşuna uğraşma, hayat ellerinden kaçabilir ama sen hiç bir zaman hayattan kaçamazsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri vardı hayatımda çok uzun süre önce... Buz mavisi gözyaşları döküyordu. O kadar güzellerdi ki o damlalar, katili olmak istemedim onların, ağlarken güzeldi o... Ağlıyor hâlâ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I wanna be picked up with a huge recovery voucher to recover myself.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giderli...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-751915087600550485?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/751915087600550485/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=751915087600550485' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/751915087600550485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/751915087600550485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2007/03/gece-gndz-attr.html' title='Gece gündüz atıştır.'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-116285561493934661</id><published>2006-11-07T01:26:00.000+02:00</published><updated>2006-11-07T01:26:54.940+02:00</updated><title type='text'>Bugün?</title><content type='html'>Bir halt olmadı! &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-116285561493934661?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/116285561493934661/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=116285561493934661' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/116285561493934661'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/116285561493934661'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2006/11/bugn.html' title='Bugün?'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35540647.post-116004124673820715</id><published>2006-10-05T12:39:00.000+03:00</published><updated>2006-10-05T12:40:46.746+03:00</updated><title type='text'>Erken...</title><content type='html'>Her neyse... Ne kadar denersem deneyeyim sonunda dönüp dolaşıp geleceğim yer aynı hiçlik... Zaten yüzümü, mevkimi, görüntümü, fotoğraflarımı ve diğer herşeyimi kaybettim. Herşey o kadar dağınık ki... Bembeyaz bir düzensizlik hakim herşeye, sayfalarının kenarları kıvrılmış bir defter gibi... Sanki tarihin varlığından beri tüm cümleler devrikmiş gibi, kendimi ekonomik çöküşün yaşandığı topraklarda devletten gelecek ödenekle onarılmayı bekleyen bir kervansaraya benzetiyorum. Ümit kırıntılarım var, belki olur, belki, belki, belki... Kendime "Ama asla olmayacağını biliyorsun değil mi?" diye sorduğumda kendimden "Evet" cevabını aldığım...&lt;br /&gt;Bugün uzun süredir rafta beklettiğim işlerimden birini açıp konsantre olmayı denedim ama dediğim gibi, aklım durmadan başka yerlerde, bambaşka olaylardaydı. İhtimaller dahilinde ayaklarım yere basmadan ilerliyordum tekrar... Sağolsun, arkadaşlarım olmasa biraz zordu benim düzelmem, en azından kolumdan tutup dışarı çıkarıyorlar. Bol bol gezdiriyorlar beni... Eve dönünce herşey yine aynı kasvetli haline geri dönüyor. Yatağıma uzanıyorum, yine salak saçma hayaller peşinde olduğumu farkediyorum. Eski arkadaşlarım, yıllar öncesinden tanıdığım bir yüz belki... Genelde acı veren anılar... Melankolik adamlardan nefret ederim fakat onlardan biri oluyorum gitgide...&lt;br /&gt;"Lan" diyorum kendime... "Üzülme, nasıl olsa bu böyle sürmeyecek.". Sonra sağıma dönüp uyumaya çalışıyorum. Şimdi yine deneyeceğim. Bakalım, umarım işe yarar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35540647-116004124673820715?l=kerrygone.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kerrygone.blogspot.com/feeds/116004124673820715/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35540647&amp;postID=116004124673820715' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/116004124673820715'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35540647/posts/default/116004124673820715'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kerrygone.blogspot.com/2006/10/erken.html' title='Erken...'/><author><name>Kerry-Gone</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08613874478258667319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_NCemfDZztY8/ScDox5yTTlI/AAAAAAAAAAw/A3BoSyAGHtc/S220/jean-claude-van-damme.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
